Davacının ölümünün derdest davalara etkisi nedir?

TMK.nun 28. maddesinde gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlan­ma ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği bildirilmiştir. Vekalet ilişkisi ölüm ile son bulur. Bu nedenle davaya ölen tarafa karşı ve onun tarafından devam edilmesine imkan yoktur.

Yalnız öleni ilgilendiren, yani mirasçılarına geçmeyen da­valar, tarafın ölümü ile konusuz kalır. Bu davalara ölen tarafın mirasçılarına karşı veya mirasçıları tarafından devam edilmesine imkan yoktur. Yalnız ölen tarafı ilgilendirmeyen, yani mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etki­leyen davalar taralın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu davalara ölen tarafın mirasçıla­rına karşı veya mirasçıları tarafından devam edilir.

Mirasçıları ilgilendiren davalar, ölen tarafın mirasçılarına geçen alacakları; hakları ve mallarına ilişkin davalardır. Bu halde, ölen tarafın mirasçıları, davayı mecburi dava arkadaşı olarak hep birlikte takip ederler. Dava devam ederken davacı ölürse, davacının mirasçıları, davayı mecburi dava arkadaşı olarak hep birlikte takip ederler.

Davalı ölürse davayı davalının miras­çılarının hepsine karşı birlikte devam ettirilir. HMK.nun 55. Maddesinde taraflardan birinin ölümü halinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta ka­nunda belirlenen süreler geçinceye kadar davanın erteleneceği, bununla beraber ha­kimin, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, talep üzerine davayı takip için kay­yım atanmasına karar verebileceği bildirilmiştir.

TMK.nun 605. maddesinin birinci paragrafı gereğince yasal ve atanmış mirasçıların mirası TMK.nun 606. maddesi ge­reğince üç ay içinde reddedebilecekleri, bu üç aylık sürecin hak düşürücü süre oldu­ğu, bu sürenin miras bırakanın ölümünü öğrendikleri tarihte başlayacağı, atanmış mirasçıların miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten iş­lemeye başlayacağı bildirilmiştir.

Mahkemece yapılacak iş, duruşma gün ve saatini ölen davacının yasal mirasçılarına tebliğ etmek davayı hep birlikle takip etmeleri veya davayı takip edecek mirasçının diğer­lerinin olurlarını alması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın takip edilmesi halinde yargılamaya devam edilerek davayı sonuçlandırmaktır.

Boşanma davalarında, taraflardan birinin ölümü halinde, evlilik birliği, ölümle sonuçlanacağından, artık mahkeme, boşanma ile ilgili hüküm  tesis etmeyecektir. Ancak davacının mirasçıları, davaya devam ederek, davalı eşin boşanma davası açılmasında kusurlu olduğunu ispat etmek suretiyle, davalı eşin miras dışı kalmasını sağlayabilir. Aile mahkemesi, davalı eşin kusurlu olduğuna kanaat getirir ise, vereceği hükümde, davalı eşin miras dışı kalacağına değinemez. Mahkeme sadece, ” Ölüm nedeniyle evlilik birliği son bulduğundan, boşanma hususunda karar vermeye yer olmadığına ve davalı eşin boşanma davasının açılmasında kusurlu olduğunun tespitine” şeklinde hüküm tesis eder. Bu karar ile birlikte mirasçılar, sulh hukuk mahkemesine müracatla, davalı eşin mirasçı olamayacağını, boşanma davasında kusurlu olduğunun tespit edildiğini beyan ederek, davalı eşin mirasçı olmadığı veraset ilamını mahkemeden alabilirler. Bunun için, aile mahkemesi kararının kesinleşmesi de ayrıca gerekecektir.

8520cookie-checkDavacının ölümünün derdest davalara etkisi nedir?

5 yorum

  1. Sorularımı cevaplarsanız memnun olurum.
    1. Ölen eşin daha az kusurlu olması, mirasçı olunamayacağına hükmedilmesi için yeterli midir?
    2. Boşanma kararı verildi ancak karar kesinleşmeden taraflardan biri vefat etti. Miras hukuku bakımından sonucu ne olu? (sağ kalan tarafın kusursuz olduğunu düşünelim)

    • 1-Ölen eş davacı taraf ise ve davalıdan daha az kusurlu ise, boşanma davası açmakta haklı sayılacağından, mirasçıların davaya devam ederek hayatta kalan davalı eşi miras dışı bırakmaları mümkündür.
      2- Eğer sağ kalan tarafın kusursuz olduğunu varsayacaksak, ölenin bu durumda davalı olması gerekir. Boşanma kararı kesinleşmeden taraflardan birinin vefat etmesi durumunda, evlilik, boşanmayla değil, ölümle sonuçlanmış olacaktır. Boşanmaya karar veren mahkeme, dosyadan el çekmiş olacağından, kararını resen değiştirme şansı da yoktur. Ancak hayatta kalan davacı eş, davalı eşin karar kesinleşmeden vefat etmiş olması nedeniyle, HMK 310. maddesi uyarınca davadan feragat beyanını içerir dilekçesini mahkemeye sunarak ek karar verilmesini isteyebilir. Bu vesileyle davacı eş, ölen davalı eşe mirasçı da olacaktır.Bu durumda mahkeme, ek karar ile davanın feragat nedeniyle reddine karar vermelidir. (Aslında mantıken ölüm sebebiyle boşanma konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar vermesi gerekmekte ise de, Yargıtay 2. hukuk dairesi 2013/8562 E. 2013/21806 K. sayılı güncel kararında, yerel mahkemenin ek kararında, feragat nedeniyle davayı reddetmesi gerektiği görüşündedir. )

  2. Davali 95 yasinda ölmüstür, ölmeden önce noteri ile birlikte kendisine bakan aileye baska bir evini vermistir. noter anlasmasindan 6 yil sonra da ailenin kendiisine bakmadigini söyleyerek evi geri almak istemesine ragman dava kabul edilmis fakat ilk durusmaya bile ömrü yetmemistir.
    davayi 1. derece akrabalari olmamasi ve mal varligini bir vakfa verdiginden vakif davali mi olur?

  3. ”Mahkemece yapılacak iş, duruşma gün ve saatini ölen davacının yasal mirasçılarına tebliğ etmek..” Mahkemenin bu tebliği yapması zorunlu mudur? Bu kanıya nasıl ulaştınız, bununla ilgili bir Yargıtay kararı ya da herhangi bir hüküm var mıdır acaba?
    Teşekkürler

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*