Yemin delili ile dava kazanmak

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 225 ve devamı maddelerinde düzenlenen yemin delili,  hukuk sistemimizin belki de en etkisiz delillerinden biridir.

HMK 225. madde, nelerin yeminin konusunu oluşturabileceği hususunu düzenlemekte olup, maddeye göre yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılmaktadır Hakimin, hukuki nedenleri resen araştırma ve uygulama yükümlülüğü bulunduğundan, hukuki nedenler, maddeye göre, yeminin konusunu oluşturamamaktadır.

226. madde, yemine konu olamayacak vakıaları düzenlemekte olup,

1-Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar,

2-Bir işlemin geçerliliği için kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği haller,

3- Yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması yada kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yemine konu olamamaktadır.

Resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu vakıalarda, yemin geçerli değildir ve hakimi bağlamaz. Örneğin, Türk Medeni Kanunu’nun boşanmada yargılama usulü başlıklı 184/2. maddesi uyarınca,  “.. Hakim, bu olgular hakkında gerek resen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.”

226. maddenin en tartışılan bendi, yemin edecek kişiyi ceza soruşturması yada kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak durumlarda yemin teklif edilememesidir. Örneğin yemin teklif edilen kişinin, davaya konu senet üzerinde sahtecilik yapıp yapmadığı, davaya konu eşyayı çalıp çalmadığı  gibi hususlardaki beyanları,  yemin teklif olunan kişiyi ceza kovuşturmasına maruz bırakacağından, bu gibi konularda yemin teklifi yasal olarak mümkün değildir.

Türk Ceza Kanunu’nun 275. maddesine göre, “Hukuk davalarında yalan yere yemin eden davacı veya davalıya bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.” Dava hakkında hüküm verilmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde ise, cezaya hükmolunamamaktadır.

HMK’nın 226. maddesi ile TCK’nın 275. maddesi karşılaştırıldığında, bir tarafta, suç teşkil eden bir konuda, yemin tekli olunamayacağı düzenlenmekte, diğer tarafta ise, yalan yere yemin edilmesi halinde, yemin teklif olunan kişinin, aksinin ispatı durumunda özgürlüğü bağlayıcı ceza ile  cezalandırılacağına hükmedilmektedir.

226. maddedeki düzenlemenin hiç konulmamış olması durumunda, yemin teklif olunan kişinin, hakkında soruşturma – kovuşturma başlatılmasına sebep olabilecek şekilde beyanda bulunmayacağı, ceza kovuşturması ile karşı karşıya kalmamak için bunu inkar yoluna gideceği, dolayısı ile yalan yere de olsa yemin etmekten çekinmeyeceği ortadadır. Oysa TCK 275. maddedeki düzenlemeye göre, hukuk davalarında yemin eden tarafın, yalan yere yemin ettiğinin ispatı çoğu zaman güçlük arzeder. Karşı taraf, yeminin eksini ispatlayabilecek somut delillere sahip ise, çoğu zaman zaten bunları mahkemeye delil olarak sunmakta, yemin deliline başvurmasına gerek de kalmamaktadır.

 Yemin deliline başvurabilmek için, illa ki başka delilin bulunmamasına gerek yoktur.  HMK 227. madde uyarınca, vakıanın ispatı için yeminden başka delili olan taraf da yemin deliline başvurabilmektedir. Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, yemin deliline, uygulamada, başka delil kalmadığı durumlarda taraflarca başvurulmaktadır.

Yemin deliline başvuran taraf, karşı tarafın yemini eda etmeye hazır olduğunu beyan etmesi üzerine, teklifinden vazgeçememekte, başka bir delile dayanamamakta ve yeni delil de gösterememektedir. Dolayısı ile yemin teklifinden sonra geriye dönüş yolu, böylelikle kapatılmıştır. Bu durumda, karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğmaktadır.

Yemin teklif olunan kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmaz ise, kendisine yemin için davetiye çıkarılır. Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında kendisine sorulacak sorular, geçerli bir mazereti olmaksızın  yemin tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği taktirde veya gelip de yemini iade etmediği veya yeminden kaçındığı taktirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş (kabul etmiş) sayılacağı kendisine ihtar olunur.

Yeminin iadesi, bizzat yemin etmeyip, karşı tarafın yemin etmesini istemek anlamına gelmektedir. Yemin teklif olunan kişi, aynı yemini, karşı tarafın etmesini mahkemeden talepte bulunabilir. Ancak, yeminin konusunu oluşturan vakıa,  her iki tarafın değil de, sadece kendisine yemin teklif edilen tarafın şahsından kaynaklanıyor ise, yeminin iadesi mümkün değildir.

Hakim, duruşmada, yemin edecek kişiye, hangi konuda yemin edeceğini açıkladıktan sonra, yeminin anlam ve önemi ile birlikte, yalan yere yemin etmesi halinde cezalandırılacağı hususunu hatırlatır. Ardından, yemin edecek kişiye “Size sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza, namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?” diye sorar. O kimse de, “Bana sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma, namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum” demek suretiyle yemini eda etmiş sayılır. Uygulamada ise çoğunlukla, yemin edecek kişi, hakimin sorusu üzerine “Ederim veya ediyorum” demektedir.  Yemin esnasında herkesin ayağa kalkmasına ilişkin düzenleme, yemin edecek kişi üzerinde yeminin manevi etkisinin arttırılması amaçlanmıştır.

Yalan yere yemin iddiası ile açılan ceza davası, hukuk mahkemesi için erteleyici mesele yapılamaz. Ancak, yemin nedeniyle davayı kaybeden tarafın, karara esas alınan yeminin yalan yere edildiğini ceza mahkemesinde ispatlaması durumunda, yargılamanın iadesini talep etme hakkı vardır.

yalan yemin

Gelelim yemin delilinin hukuk sistemimizdeki rolü ve etkisine…

Uygulamada genellikle, davasını ispatta sorun yaşayan taraflar, son çare olarak yemin deliline başvurmakta,  karşı tarafa yemin teklif ederek, karşı tarafın yeminden çekinmesi halinde davayı lehlerine sonuçlandırmakta, yemin etmeleri halinde ise çoğu zaman “Allah’a havale ederek” yargılamanın sonuçlarına katlanmaktadırlar.

Tarafı olduğum bir dosyada,  fatura alacağından bahisle başlatılan icra takibine, müvekkil şirketin talebi doğrultusunda itirazımız üzerine açılan itirazın iptali davasında, ticari defterler incelendikten sonra, dosyada bilirkişi raporu lehimize gelince, karşı tarafın, son çare olarak yemin deliline başvurduğunu,  müvekkil şirketin sahibi /yetkilisinin, hem yaşının oldukça ilerlemiş, hem de işleri nedeniyle çok yoğun çalışan biri olması,  karşı taraf ile olan ticari ilişkiden dahi bihaber olması nedeniyle, “Benim işlerim çok yoğun, hem hiç bilmediğim bir konuda mahkemeye gelip de yemin edemem” demesi üzerine,  karşı tarafın, iddiasını ispat edememiş olmasına rağmen, sırf müvekkil yemin için mahkemeye gelmeyeceğini beyanı üzerine, karşı tarafla sulh olmak ve ödeme yapmak durumunda kaldığımızı hatırlıyorum. Ancak uygulamada, yemin deliline başvuran taraflar, her zaman bu kadar şanslı olamamaktalar.

Mahkemede görülen boşanma davasında davacının Avukatı karşı tarafın getirdiği yalancı şahitlerin beyanlarından bıkmıştır. Davacı aile dostu olduğundan dolayı, olayların iç yüzünü bilmektedir ve yalancı şahitlerin beyanlarından dolayı çok kızmıştır. Zira bu beyanlardan dolayı davayı kaybetmek üzeredir. Hakimden söz alır ve “Hakim Bey, keşke tarafları ve tanıkları bir yalan makinasına bağlama imkanı olsa , o zaman bütün hakikat çıplaklığı ile ortaya çıkacaktır” der. Hakim bey gereği düşünüldü der ve ekler: Davacı vekilinin yalan makinasına bağlanma talebinin reddine..”

Yemin delili ile kazanılan dava sayısı, parmakla sayılacak kadar azdır. İhtilaf, mahkemeye taşınmış olduğundan, taraflar, davayı kaybetmemek adına, çoğu zaman yalan yere de olsa yemin etmekte bir sakınca görmemektedirler.

Hal böyle olunca da, yemin delili, çoğu zaman iddianın ispatında  işe yaramamaktadır.

Büyük bir kısmının, namus, şeref ve kutsal değerler üzerine, maddi menfaat uğruna yemin edebilen bir toplumun, “yeminden kim ölmüş” mantığıyla hareket ediyor olması, elinde iddiasını ispat için yeterli delil bulunmayan kişilerin, hukuk mahkemelerinde haklarına kavuşamaması sonucunu doğurmaktadır.

Bu noktada hatayı, insanın biraz da kendisinde araması gerektiğini düşünüyoruz. İnsanlar, magazin haberleri okumaya ayırdıkları vakitlerinin onda birini hukuk öğrenmeye ayırsalar, ihtilaf doğmadan önce önleyici hukuk hizmeti alsalar, ne iddialarını ispatta mahkemede sorun yaşarlar, ne de karşı tarafı namus ve şeref üzerine yalan yere yemin etmek zorunda bırakırlar.

Kaldı ki, borçlu olduğu halde, bunu vekili vasıtası ile veya bizzat inkar eden tarafın, duruşmada yemin etse de, etmese de, bunun vicdani yükümlülüğünü üzerine aldığı da bir gerçek.

İnsanlarımız, yalan yere yemin etmeyecek kadar zaten dürüst olsalardı, kimse kimsenin hakkına göz dikmez, insanlar borçlarına sadık olur, dolayısı ile olay da yargıya intikal etmeden çözülürdü…

Siz, tedbirinizi zamanında alın ki, hakkınıza kavuşmanız,  karşı tarafın vicdanına kalmasın…

yemin

14690cookie-checkYemin delili ile dava kazanmak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*