Türkiye'de boşanmaların artmasının ilginç ama gerçek nedenleri

Istatistikler gösteriyor ki, ülkemizde boşanma rakamlarında ciddi oranda artış var.

Boşanmaların onlarca sebebi bulunmakta ise de, boşanma oranlarının artmasının,  beş temel  sebebi göze çarpıyor. Bunlar;

1-Kadınların eğitim seviyesinin artması ve buna bağlı olarak ekonomik özgürlüklerine kavuşmaları,

2- Toplumda boşanmış kadına karşı olan bakış açısının eskiye oranla yumuşaması,

3- Menfaat uğruna yapılan evliliklerin miyadını doldurması,

4-Çiftlerin çocuk sahibi olmayı ötelemeleri,

5-Evliliğin çocuk sahibi olmak için bazılarınca  araç olarak görülmeye başlamasıdır.

Kadınlarda eğitim seviyesinin artmasıyla, meslek sahibi olan, çalışıp kendi ayakları üzerinde durabilen ve daha bilinçli kadın sayısı da doğal olarak artmıştır.

Ekonomik özgürlüğüne kavuşan kadınlar, erkek eline bakmak zorunda olmadıklarını bildiklerinden, kocalarından gördükleri baskı, şiddet gibi kötü muamelelere de  haklı olarak eskisine oranla daha az katlanır olmuşlardır.

Şiddet bir yana dursun, en ufak tartışmalar dahi, tahammülsüzlük nedeniyle, bağımlılık baskısı olmayınca, boşanma gerekçesi olarak görülmeye başlanmıştır.

Medeni kanunda eşitlik adına getirilen mal paylaşımı, nafaka ve kadınları korumaya yönelik sair düzenlemeler de, kadınların, boşanmanın ardından yaşaması muhtemel maddi sıkıntıları da büyük ölçüde önlemektedir.

2015-07-10 04.01.37

Boşanmaların artmasındaki bir diğer önemli sebep, toplumdaki boşanmış kadına karşı bakış açısının değişmiş olmasıdır.

Geçmişte, ebeveynler, kız çocuklarını evlendirirken, “Bu evden gelinlikle çıktın, kefenle ancak dönebilirsin” demek suretiyle, evlendirdikleri kız çocuklarına, şartlar ne kadar zor olursa olsun boşanamazsın yönünde tavır alırlarken, artık günümüzde, “Kendini sakın ezdirme, en ufak bir kötü muamelede evine dönebilirsin” şeklinde telkinde bulunmaktadırlar. Hal böyle olunca da, en ufak bir tartışmada bile, bir çok kadın, eşyalarını toplayıp baba evine dönme eğilimi göstermektedir.

Duygudan yoksun, salt geleceği garantiye almak amacıyla, özellikle kadınların yapmış oldukları mantık evlilikleri, ya bir süre sonra kadın için, duygu olmadığından katlanılmaz bir hal almaya başlamakta, ya da, evlilik kadının gözünde miyadını doldurmakta ve kadın, hayatı boyunca çalışıp kazanamayacağı tazminatı ve nafakayı boşanırken alıp kendine yeni bir hayat kurmayı tercih etmektedir… Kimi kadınların, başarılı evlilikten anladığı, boşanma sonunda alınan tazminat miktarı olmaktadır…

Artışın temel sebeplerinden bir diğeri, çiftlerin çocuk sahibi olmayı ötelemesidir. Gerek maddi sebepler, gerek kararsızlık, gerek çocuğun, kariyer planlarına engel olarak görülmesi, gerek evliliğin ilk yıllarını eşlerin birbirlerine ayırma düşüncesi, gerekse cesaretsizlik nedeniyle bir kısım çiftler, çocuk sahibi olmayı ötelemektedirler. En komik görünen gerekçe ise dünyanın, çocuk doğurmak için yeterince iyi bir yer olmadığıdır. Evliliğin meyvesi olan çocukların,  bir çok evliliği ayakta tutan temel unsurlardan olduğu gerçeği gözden kaçırılmaktadır…

Kimileri, bir yandan çocuk sahibi olmak istemekte, öte yandan eş kahrı çekmek, evliliğin getireceği sorumlulukları almak istememektedirler. Bu düşüncede olanlar, genellikle evlilikleri, özgürlüklerin kısıtlanması olarak görmektedirler. Salt çocuk sahibi olabilmek amacıyla evlenen bazı insanlar, evlilikten beklediklerini alır almaz ayrılma yolunu seçmektedirler. Bu, bazen çiftlerin ortak iradesiyle, bazen ise eşlerden sadece birinin (genellikle kadının) gizli iradesiyle olmaktadır. Halk dilinde buna “Damızlık eş” de denilmektedir.

Boşanmaların % 40’ının, evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleştiği, bunun da büyük bir kısmının ilk yıl sonunda olduğu düşünüldüğünde, acele verilen, yeterince tanımadan alınan evlilik kararlarının, eşlerin birbirlerine karşı tahammül sınırının çok düştüğünün de göstergesi…

Son bir gözlemimiz var ki o da ticaretle uğraşan erkeklerle evlenen kadınların bir çoğunun, erkeğin işlerinin kötü gitmesi halinde terke meyilli olmaları. Ticaret malum riskler de barındırıyor. Yıllarca yapılan birikim, emek, yanlış hamleler nedeniyle yitirilebiliyor. Evlenirken eşin maddi durumu iyi olunca herşey iyi güzel de, işler kötüye gidince kadın çoğu zaman malesef “ben yokum” diyor… Hani iyi günde de, kötü günde de beraber olacaktık diye sorulduğunda da, genellikle verilen cevap ” Ben seni yanlış gidişat konusunda çok uyardım, sen beni dinlemeyip kafanın dikine gittin” oluyor.

Yanlız bu demek değil ki işler hep ters gidiyor.

Hep mi kadından kaynaklanıyor peki artış diye sorarsanız, elbette ki hayır. Evliliğin sorumluluklarını kaldıramayan, gözü hala dışarda olan, parayı bulunca sapıtan, alkolik, eşini çalıştırıp kendisi tüm gün kahveden çıkmayan ve daha nice erkek var bırakın evlenmek, beş dakika bile tahammül edilemeyecek olan…

Ne demişler;

Türk erkeği karıyı bulduğunda anayı,

Parayı bulduğunda da karıyı unutuyor…

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*

Refresh