Avukatlar arası Devlet Üniversitesi – Vakıf Üniversitesi mezunu tartışmaları

Son zamanlarda, Vakıf Üniversiteleri’nin sayılarının ve mezunların artması ile, avukatlar arasında, Vakıf Üniversitesi – Devlet Üniversitesi tartışmaları da alevlenmiş durumda.

Devlet Üniversitesi mezunları, Vakıf Üniversitesi Mezunlarının;

– Diplomalarını parayla satın aldıklarını,

-Muhakeme yeteneklerinin bulunmadığını,

– Avukatlık sınavı yapılsa çoğunun çuvallayacağını,

– Baba parası yemekten başka iş yapmadıklarını, bu yüzden kafalarının çalışmadığını,

-Aile çevresi nedeniyle müvekkil edinmekte zorlanmadıklarını, bu nedenle haksız rekabet yarattıklarını,

-Kalitesiz eğitim alıp okuldan bomboş mezun olduklarını,

-Dilekçe yazmaktan aciz olduklarını, bilgisiz tavırları ile avukatlık mesleğinin adını kötüye çıkardıklarını,

– Aynı hocaların, vakıf üniversitesi öğrencilerine daha kolay, devlet üniversitesi öğrencilerine daha zor sorular sorduklarını, hocalara nedeni sorulduğunda da “zor sorduğumuzda geçemiyorlar ne yapalım” dediklerini,

-Piyasadaki bilgisiz ancak paralı avukatların vakıf üniversitesi mezunlarından oluştuğunu iddia etmekteler..

2015-07-02 02.07.07

Vakıf Mezunları da durur mu hiç. Onlar da cevap olarak;

-Vakıf üniversitesinden mezun olmanın devlet üniversitesinden mezun olmaktan daha zor olduğunu,

– Devlet üniversitesi mezunlarının kıskançlıklarından ve çekememezliklerinden böyle asılsız ithamlarda bulunduğunu,

-Vakıf üniversitelerindeki hocaların devlet üniversitelerindekilerden daha kaliteli olduğunu,

-Devlet üniversitesinde fotokopilerden ders notu alıp ders geçildiğini ancak kendilerinde böyle bir durum sözkonusu olmadığını,

-Devlet üniversitelerinde devam zorunluluğu bulunmadığını, vakıf üniversitelerinde olduğunu,

-Devlet üniversitelerinde derslere asistanların girdiğini, Vakıf üniversitelerinde ise kitapları yazan hocaların bizzat ders verdiğini,

-Vakıf üniversitesi mezunlarının en az iki dil bildiğini, devlet üniversitesi mezunlarından bu anlamda da daha avantajlı olduğunu iddia etmekteler…

Her iki tarafın iddialarını da tarafsız olmaya çalışarak gerçekliğini irdeleyecek olursak;

Hayat, ne yazık ki herkese aynı şartları sunmuyor. Nerede doğacağınızı seçebilme, ailenizin size sunabileceği imkanları belirleyebilme şansınız yok. Dolayısı ile bir kısım insanlar, diğerlerine göre hayata 1-0 önde başlıyorlar.

Ülkemizde üniversite sınavının, insanın geleceğini belirlemede dönüm noktası olduğu da ortada.  Kontenjan sayıları, sınava giren öğrenci sayılarına oranla oldukça düşük olduğundan, sınavda kıyasıya bir rekabet yaşanmakta…

Ailesinin maddi imkanları, vakıf üniversitesinde okumaya yeterli olmayanlar için tek seçenek var, o da sınava tüm gayretleri ile hazırlanarak gereken yüzdelik dilime girebilmek. Maddi durumu iyi olan öğrenciler ise, daha az çaba göstererek  aynı bölüme girebilme imkanına sahip olduklarından bu konuda biraz daha şanslılar.

İnsan, doğası gereği, ihtiyacı olana ulaşmaya yetecek kadar çaba gösteriyor. Hal böyle olunca da, maddi durumu vakıf üniversitesinde okumaya uygun olanlar, üniversite sınavına da hazırlanırken, diğerlerinin gösterdiği eforu göstermiyorlar.

Üniversite sınavında gereken yüzdelik dilime girebilmek için öyle üstün zeka olmak da gerekmiyor. Sadece sistemli çalışmak yeterli. Özetle üniversite sınavı, zekanın ölçütü değil…

Sınavın zeka için ölçüt olmaması ile sınava hazırlanmak için her iki tarafın göstermiş olduğu eforun, yukarıda izah ettiğimiz gerekçeyle aynı olmaması nedeniyle, devlet üniversitesinde okuyan bir hukuk öğrencisi ile vakıf üniversitesinde okuyan bir hukuk öğrencisinin aralarında zeka farkı bulunduğundan bahsetmek bize göre yerinde bir yaklaşım değil.

“Peki bu durum adil mi?” diye soranlara ; Firsat esitsizligi, sadece hukuk fakultelerine girerken degil, hayatin her alaninda karşımıza çıkıyor.  Esitsizlikten yana şikayetçi olanlar, Afrika’da yiyeceği yemeği bulamayan birinden veya okumak istediği halde ailevi şartlar nedeniyle liseyi dahi okumasına izin verilmeyen birinden çok daha şanslı durumda olduklarını gözardı ediyorlar.

Böylesi bir durumda, devlet üniversitesinde okuyan kişinin, şikayetçi olmak yerine, o kadar ailevi imkanı varken kendisiyle aynı bölümden mezun olacak ve aynı ünvanı taşıyacak kişiyi, bireysel imkanları ile yakalamış olduğunu, aradaki 1-0 lık farkı böylelikle 1-1 e getirdiğini düşünmelerini öneririz…

Vakıf üniversiteleri de tam burslu, %50 burslu, %25 burslu gibi farklı seçenekler sunuyor ve bazı vakıf üniversitelerinin burslu puanları, bir çok devlet üniversitesinin puanından yüksek. Dolayısı ile “Ben sınavda daha çok net yaptım, onlar benimle aynı bölümde okuyup aynı ünvanı almayı haketmiyorlar” düşüncesi, en azından tüm vakıf üniversiteleri için geçerli değil.

Kimi ebeveynler, eğitimin öneminin farkında olduklarından, çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak adına, dişlerinden tırnaklarından arttırıp, çocuklarının eğitimi için birikim yapmakta,  üniversite zamanı da bu parayı vakıf üniversitesi için gözden çıkartmaktalar. Hal böyle olunca, vakıf üniversitesinde okuyanların tümünün zengin çocukları olduğunu da söyleyemeyiz.

Dilekçe yazmayı dahi becerememe konusuna gelince, teoride öğretilen ile, uygulamada avukatlık arasındaki farkı söylemeye gerek bile yok. Devlet üniversitesi mezunlarının, mesleğin başında, vakıf üniversitesi mezunlarından hiçbir farkı yok. Dolayısı ile vakıf üniversitesi mezunlarının kafalarının daha az çalıştığı görüşüne katılmıyoruz.

Vakıf üniversitesinde okuyanların da devlet üniversitesinde okuyanlardan daha üstün olduğundan, daha kaliteli eğitim aldıklarından da bize göre bahsedilemez. Ülkemizde eğitim seviyesi belliyken, hiç kimse çıkıp da “Bizde eğitim daha kaliteliydi” demesin. En iyi hukuk fakültesi mezunları dahi mevcut sistemde, hukukçu olabilmek için yeterli eğitimi alamıyor. Bu seviyeye ulaşabilmek için, bir noktadan sonra bireysel yetenekler ön plana çıkıyor.

Vakıf üniversitesi mezunlarının iki dil bildiği konusuna gelince, ingilizce hazırlık eğitiminin, bir çok vakıf üniversitesinde tamamen ticari amaçla verildiği, bir kaç vakıf üniversitesi dışında, çoğunun ingilizce bilgi seviyesinin yerlerde olduğu da aşikar. ..

Kendini geliştirmeyi becerebilen, iletişim becerileri olan, mesleğini seven insanlar sivrilip gidiyor. Diğerleri ise yerinde saymaya devam ediyorlar…

Vakıf üniversitesi mezunlarının, devlet üniversitesi mezunlarına oranda şanslı oldukları bir husus var ki o da aileden gelecek olan müvekkil portföyü… Anadolunun bir köyünden büyük şehre gelip hukuk okuyan devlet üniversitesi mezunu ile, okul ücreti ve sair ihtiyaçları için 50 bin TL maliyeti karşılayabilecek bir aile desteğine sahip bir vakıf üniversitesi mezununun, müvekkil portföyünün de bir olmadığı ortada…

Hem vakıf, hem de devlet üniversitesinde ders veren hocaların, vakıf üniversitesindeki öğrencilere, kapasitelerinin düşük olduğunu bahane edip daha kolay sorular sorduklarını duymakla birlikte buna bizzat şahit olmadık. Bir kaç vakıf üniversitesinin geçmiş dönem sınav sorularını incelediğimizde, devlet üniversitesinde bize sorulan (Bu arada ben Marmra mezunuyum) sorulardan pek de farklı olmadığını gözlemledik. Bu nedenle bahsi geçen hususun, , devlet üniversitesi mezunları tarafından uydurulmuş bir şehir efsanesi olması da olası…

Vakıf üniversitesi mezunları, devlet üniversitesi mezunlarına (Özellikle Ankara – İstanbul ve Marmara Hukuk’a) oranla, staj zamanı daha az tercih edilmekte iseler de, genellikle aile çevresi nedeniyle staj yapılacak büroyu bulma konusunda büyük sıkıntı da yaşamamaktalar… Nihayetinde ruhsatı alıp avukat olduktan sonra, vakıf üniversitesi veya devlet üniversitesi mezunu olmak arasında, pratikte bir fark kalmıyor…

Sonuç olarak;

Vakıf üniversitesi mezunlarının, devlet üniversitesi mezunlarından daha iyi veya daha kötü olduğunu söylemek, her iki tarafa da haksızlık olacaktır. İyi devlet üniversitesi mezunlarının, daha zeki olmalarından ziyade, sınavı kazanabilmek için daha çok efor sarfetmiş olmalarından kaynaklanıyor olsa gerek,  öğrenme kabiliyeti ve hukuk mantığını kavrama yetileri, bize göre vakıf üniversitesi mezunlarından biraz daha yüksek.

Bununla birlikte, gerek muhakeme yeteneği, gerek iletişim becerileri ile, devlet üniversitesi mezunu bir hukukçuyu cebinden çıkarabilecek vakıf üniversitesi mezunları da yok değil…

Kendisini vakıf üniversitesi mezunu bir avukattan daha güçlü bulan bir devlet üniversitesi mezunu için de, davalarda muhtemel rakipleri onlar olacağından, vakıf üniversitelerinin varlığını, bir dezavantaj olarak değil, avantaj olarak görmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Yokluktan gelip, devlet üniversitesinden mezun olup, kendi müvekkil portföyünü oluşturan ve meslekte çok başarılı olan bir çok avukat var.

Hayat size istediğinizi altın tepside sunmuyor. Bu yüzden şikayetçi olup başarısızlığı mazeretlendirmek yerine, başarılı olanları, izledikleri yolları örnek almak bizce en doğrusu…

2 Cevap

  1. Hiçbir şey devlet hukuk fakültesinin oluşturduğu hukukçu statüsünü veremez. Malum hukukçular yatsın kalksın kapitalist sistemin bu kadar namussuzlaşmasına dua etsin. İnsanlar ne zorluklarla kaç yıl o sınava hazırlanıyorlar ne bedeller ödüyorlar. Şimdi bu insanlarla aynı sıfata sahip olmaya yetkili görüyor kendilerini malum kisiler…

    Çıkar konuşunca vicdan susar ! C.MERİÇ

  2. Üniversiteye giriş sınavında Türkiye derecesi yaparak vakıf üniversitelerinde burslu statüsünde okuyan öğrencilere değinmemişsiniz. Özel üniversitelerde yalnızca maddi imkanları iyi olduğu için okuyan öğrenciler ile Türkiye derecesi yaparak okuyanlar arasında kalite farkı olduğu aşikardır. Asıl şikayet edilmesi gereken konu Hukuk fakültelerine girişlerde konuya sadece maddi açıdan yaklaşılmasının önüne geçilerek kaliteyi arttırmak için düzenlemeler yapılmasıdır. Bir fikir olarak; Yüksek Öğretim Kurumu tarafından “Devlet Üniversitesi veya Vakıf Üniversitesi ayrımı yapılmaksızın Hukuk Fakültelerine girişlerde Türkiye sıralamasında belirli bir sıralamanın altında olmak” şeklinde bir şart getirilebilir. Örnek olarak şu anda üniversite sınavında Türkiye’de yüz bininci olan bir öğrenci maddi imkanları ile özel bir üniversitede hukuk eğitimi alabiliyorken bir düzenleme yapılarak sıralamada otuz bin ve altında bulunan öğrencilerin hukuk fakültelerini tercih edebileceği açıklanabilir. Eleştiri ve hakarete varan ifadelerden ziyade çözüm odaklı ve yapıcı adımlar atılması, bu yönde bir kamuoyu oluşturulması elzemdir.

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*

Refresh