Avukatlık ücretinin belirlenmesine ilişkin Yargıtay kararları

Davacı, davalı adına takip ettiği davadan davalı tarafından feragat edildiğini vekalet ücretinin ödenmediğini, alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı davanın reddine karar verilmesini dilemiş, mahkemece, davalının karşı taraf ile sulh olduğu gerekçesiyle müddeabihin yarısı üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen miktara hükmedilmiştir. Oysaki davalı alacak davasından kendi rızası ile feragat ettiğinden, davacı avukatın vekil olarak üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediğinden bahsedilemez. Öyle olunca davacının akdi vekalet ücreti ile karşı yan vekalet ücretini hak ettiğinin kabulü gerekeceğinden, mahkemece bu husus dikkate alınarak taleple bağlı kalıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 8.12.2014, 2014/14632 – 2014/38936)

Davacı, davalı şirketi Gebze 2. İş Mahkemesinin 2011/97 esas sayılı dosyasında avukat olarak temsil ederek davayı sonuçlandırdığı halde vekalet ücretinin ödenmediğini iddia ederek vekalet ücreti alacağının tahsili isteminde bulunmuş olup, dosya kapsamı itibariyle davacının vekalet ücretine konu davayı takip ettiği ve davalının da kabulünde olduğu üzere, davacı avukatın müvekkilinin talimatına uygun olarak davayı kabul etmek suretiyle davanın sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü İçin avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir.
O halde mahkemece, davacının davalı tarafın talimatına uygun olarak ücret alacağına konu davada gerekli avukatlık hizmetini vermiş olduğu ve taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı gözetilerek Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi hükümleri gereğince yapılacak hesaplama sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hatalı değerlendirmeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 19.1.2015, 2014/6637-2015/577)

Davacmın temyiz itirazı yönünden; Somut uyuşmazlıkta, Davalı tarafından davacı avukatın haksız olarak azledildiği mahkemece kabul edilmiştir. Haksız azil nedeniyle davacı avukat ücretin tamamını isteme hakkına sahiptir. Taraflar arasında imzalanan 5.3.20i l tarihli Avukatlık ücret sözleşmelerinin 2. maddesinde belirli birer miktarın belirlendiği, ve bu ücret belirlemesinin de 2006 yılında dava dışı Uludağ İnşaat şirketi ile noterden yaptıkları kat karşılığı inşaat sözleşmesinde hisselerin yükleniciye devrinde esas alınan emlak beyan değerinin %10 + KDV’ si dikkate alınarak yapıldığı ancak davalılar adına başlangıçta daha az harç ödenmesi için 124.500.00.TL üzerinden inşaat sözleşmesinin feshi davasının açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ücrete ilişkin 163 ve 164. maddeleri, vekil ile müvekkil arasındaki ücrete ilişkin düzenlemeleri getirmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda, 20.1.2004 tarihinde 5043 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmış ve Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrası değişikliğe uğramış ve “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Aynı Yasanın 164/2. madde ve fıkrasında da tarafların “yüzdeyirmibeşi aşmamak üzere dava veya hükmolunacak değeri yahut paranın belli bir yüzdesinin avukatlık ücreti olarak kararlaştırabilecekleri” belirtilmiştir.
Az yukarıdaki yasal mevzuat ışığında öncelikle taraflar arasında imzalanan Avukatlık ücret sözleşmelerinin ücret ile ilgili bölümünün davalıların 2006 yılında dava dışı Uludağ İnşaat şirketi ile noterden yaptıkları kat karşılığı inşaat sözleşmesindeki hisselerinin yükleniciye devrinde esas alınan emlak beyan değerinin %10 + KDV’si dikkate alınarak belirlenmesi nedeniyle geçerli olduğu ve bu duruma göre yeniden alanmda uzman bilirkişi yada bilirkişi heyeti marifetiyle taraf ve yargı denetimine esas olacak şekilde davacının vekalet ücreti alacağının ödenen ücretler ve alınan fakat harcanmayan avans miktarları düşülerek hesaplama yapılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken mahkemece az yukarıda yazılı yanlış gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 20.11.2014,2014/141 – 2014/36610)

Dava, taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesine dayalı olarak avukatlık hizmet bedeli alacağının tahsili istemine ilişkin olup, avukatlık hizmetinin davacı avukat tarafından verildiği hususunda taraflar arasında ihtilafın bulunmadığı, uyuşmazlığın hizmet bedelinin miktarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan yargılama kapsamında imza incelemesine konu bilirkişi raporu içeriği itibariyle sözleşmedeki imzanın davalıya ait olduğu tespit edilmekle, davalının bu sözleşmeyle bağlı olduğunun kabulü gerekir. Nitekim mahkemenin kabulü de bu yönde olup, taraflar arasında düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesi ile 4.000 TL maktu ücrete ilaveten dava konusu taşınmazın kıymet takdirine esas bedelinin artırılan %10’u karşılık gelen miktar üzerinden hesaplanacak avukatlık ücretinin davacıya ödenmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Vekalet ücret sözleşmesine konu davaya ilişkin taşınmazda davalının 1/6 hisse maliki olduğu gözetilerek artırılan kıymet takdir bedeline ilişkin olarak, davalının hissedar olduğu kısma karşılık gelen miktarın %10’u üzerinden gerekli hesaplama yapılmak suretiyle davalının sorumlu olacağı nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, davalının hissesi dışında kalan miktarı da kapsar şekilde yapılan hesaplamaya göre hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmakla, bu husus bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.9.2014,2013/27534 – 2014/27839)

Dava, ödenmeyen vekalet ücreti alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davacı avukatın davalı Mustafa Yaşar’a vekaleten Sincan 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/381 esas, Sincan 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/49 esas sayılı davalarını, diğer davalılara karşı açıp yürüttüğü, bu davalarda harcı yatırılmış değerlerinin Sincan 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/49 esaslı dosyada 302.000 TL, Sincan 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/381 esaslı dosyada 102.000 TL olduğu, davalıların kendi aralarında sulh olmaları sonucunda, tarafların davayı takip etmemeleri nedeniyle HMK nun 150/5 maddesi uyarınca davaların açılmamış sayılmasına karar verildiği, Davalı
Mustafa’nın davacı avukatı 22.11.2011 tarihinde azlettiği, taraflar arasında yazılı vekalet ücret sözleşmesi bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir. Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yir-misi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığına göre davacı avukat anılan yasal düzenleme gereğince harcı yatırılmış dava değerinin %10-20’si oranında akdi vekalet ücreti ve yine aynı değer üzerinden karşı yan vekalet ücreti isteyebilir. Mahkemenin bu yönü göz ardı ederek yanlış değerlendirme ile takip edilen dava konusu taşınmazların değeri üzerinden akdi ve karşı yan vekalet ücreti hesaplayarak yazılı şekilde hüküm tesis etmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.6.2014, 2014/2060-2014/20996)

Taraflar arasmda imzalanan 14.11.2011 tarihli avukatlık sözleşmesi uyarınca, dava sonucunda tahsil edilecek meblağın %10’u oranında nisbi ücret, 3.500TL maktu ücret kararlaştırılmıştır. Davacı vekil olarak, boşanma davası yanında 21.11.2011 tarihli dilekçeyle 60.000TL maddi, 70.000TL manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de, bu tazminat kalemlerinin boşanmanın feri mahiyetinde olduğu ve harca tabi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacının, üzerine düşen vekillik görevini gereği gibi yerine getirmiş olduğu anlaşılmakla, azlinin haklı olduğu yönündeki mahkemenin kabulü doğru değildir. Davacının ücretinin ödenmesiyle ilgili taraflar arasında uyuşmazlık çıkmış ve bu nedenle haksız olarak davacı avukat azledilmiştir. Boşanma davası sonucunda tazminata hükmedilmediği, tarafların anlaşmalı olarak boşandıkları anlaşıldığına göre, davacı ancak sözleşmede kararlaştırılan maktu ücrete hak kazanır. Mahkemece, ödendiği taraflar arasmda uyuşmazlık konusu olmayan 1.000 TL’nin mahsubu ile, davacı lehine maktu ücret esas alınmak suretiyle karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 9.6.2014, 2014/1692 – 2014/18170)

Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasmda yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altmda olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir. Somut olayda taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı çekişmesizdir. Ortaklığın giderilmesi davası ve satış işlemleri, değeri para ile ölçülebilen dava ve iş türlerinden değildir. Bu durumda davacının isteyebileceği akdi vekalet ücreti, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde düzenlenen maktu vekalet ücreti kadardır. Nitekim Dairemizin kökleşmiş içtihatları da bu yöndedir. (Bkz. 13. Hukuk Dairesine ait 5.5.2014 tarihli 2013/32129 esas 2014/14380 karar; 18.4.2013 tarihli 2013/2954 esas 2013/10144 karar; 2009/895 esas sayılı kararlar.)
O halde mahkemece, dava konusu olayda ücret konusu davanın niteliğine, taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmamasına göre, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin, ikinci kısmının birinci bölümü gereğince, maktu oranda vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.5.2014,2013/14856 – 2014/15334)

Davacının, davalı Ömer’in 11.7.2011 tarihli vekaleti ile diğer davalı Şirket aleyhine 10 adet toplam 100.000 TL. bedelli senetlerin tahsili için icra takibi başlattığı, davalıların 3.12.2011 tarihli protokolle sulh oldukları ve davacının 16.1.2012 tarihli ihtarla az- ledildiği tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Mahkemece, taraflar arasındaki
11.7.2011 tarihli belge içeriğine göre, takip konusu 100.000 TL. Üzerinden %25 oranında vekalet ücretini talep edebileceği gözetilerek, yasal vekalet ücretinin tarafa ait olduğu gerekçesi ile, davacı avukatın icra dosyasından tahsil ettiği 11.694 TL.nin mahsubu ile bakiyesi üzerinden dava kabul edilmiştir.
Davalı Ömer imzasını taşıyan 11.7.2011 tarihli “muvafakatname-talimatname” başlıklı belgede; davacı avukata toplam 100.000 TL. bedelli senedin tahsil için verildiği ve ana para dışındaki faiz ve ferilerinin avukata ait olacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Anılan belgede davacı imzası bulunmadığı gibi, ödenecek vekalet ücretine ilişkin bir kararlaştırmanın da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalılar arasındaki 3.12.2011 tarihli sulh protokolünün taraflar arasındaki tüm uyuşmazlıklara yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı ödenecek vekalet ücretinin %25 oranında olduğunu ispatlayamadığına göre, Avukatlık Kanununun 164/4 maddesine göre, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşulu ile davanın kazanılan bölümü üzerinden yüzde on ile yüzde yirmi arasında belirlenecek miktarı ücret olarak talep etmek hakkına sahip olduğu gibi, ayrıca yargılama sonunda haklı çıkılan kısım üzerinden hasma yüklenen vekalet ücretini de talep etmek hakkına sahiptir. Vekil eden, avukatına belirlenen bu iki kalem ücreti ödemekle yükümlüdür.
Avukatlık Kanunun 165. maddesi “Sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.” hükmünü getirmiştir.
Açıklanan yasal kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı avukatın sözleşme vekalet ücretinin avukatlık kanununun 164/4 maddesi gereğince % 10-20 oranı gözetilerek hesaplanması ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde %25 oranı üzerinden hesap yapılması usul ve yasaya aykırı olup davacı yararına bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 8.5.2014,2014/287 – 2014/14767)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı avukatm, davalının vekili sıfatıyla Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/232 esas 2009/63 karar sayılı dosyası ile “tapu iptal tescil” talebiyle açmış olduğu davada, yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, bakiye 30.141, 51 TL’nin davalıdan alınıp davacıya ödenmesine ve ayrıca kararda yazılı Varsak köyü 142 ada 20 parseldeki 37 adet bağımsız bölümün tapusunun iptali ile davacı adına tesciline dair 10.3.2009 tarihinde karar verildiği ve bu kararın 1.7.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Hükme esas alman bilirkişi raporunda, davacı avukata ödenmesi gereken vekalet ücreti hesabı, azil tarihi itibariyle 37 adet taşınmazın toplam değeri olarak belirtilen 1.480.000, 00 TL üzerinden %5’inin 74.000, 00 TL olarak hesaplanmıştır. Mahkemece de bu miktara hükmedilmiştir.
Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığına göre davacı avukat anılan yasal düzenleme gereğince harcı yatırılmış, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/232 esas 2009/63 karar sayılı dosyasındaki, dava değerinin %10-20’si oranında akdi vekalet ücreti isteyebilir. Mahkemenin bu yönü göz ardı ederek yanlış değerlendirme ile takip edilen dava konusu taşınmazların azil tarihindeki değeri üzerinden akdi vekalet ücreti hesaplayarak yazılı şekilde hüküm tesis etmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.4.2014, 2013/29419 – 2014/9954)

Dava, avukatlık hizmet sözleşmesi gereği hak edilen ücretin tahsili amacı ile başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne, asıl alacak olan 50.000 USD yönünden itirazın iptaline ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Uyuşmazlığa konu 15.9.2005 tarihli avukatlık hizmet sözleşmesinde hukuki yardım vermek üzere K. Hukuk Bürosu ve Av. Ramazan’ın hak ve mükellefiyetlerinin düzenlendiği Büroyu temsilen davacı Av. Fatoş’un sözleşmeye imza attığı anlaşılmıştır. Taraflarca sözleşmede belirlenen hizmetin Büro ve Av. Ramazan tarafından yerine getirileceği düzenlendiğine ve Büronun tüzel kişiliğinin bulunmadığı hususunda bir duraksama olmadığına göre davacı ücretin yalnızca 1/2 sini talep edebilir. Bu nedenlerle yazılı şekilde ücretin tamamı yönünden davanın kabulüne dair verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 24.3.2014, 2013/30923 – 2014/8616)

Taraflar arasındaki 17.8.2001 tarihli vekalet ücret sözleşmesinde davacı avukata, “dava kazanıldığında, dava değerinin %20’sinin, dava kaybedildiğinde ise %5’inin vekalet ücreti olarak ödeneceği” kararlaştırılmıştır. Mahkemece hükme esas alman 10.9.2012 tarihli bilirkişi raporunda (ve bu raporda bazı hesaplamalar yönünden atıfta bulunulan 17.10.2010 tarihli bilirkişi raporunda), Sakarya 2. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2001/573 esas sayılı dava dosyası yönünden, davacı avukatın alması gereken vekalet ücreti hesabı yapılırken, sadece dava değerinin esas alınması gerekirken, söz konusu davaya ilişkin ilamda faiz başlangıç tarihi olarak belirtilen, “olay tarihi 30.6.2001 tarihinden itibaren işleyecek toplam faiz miktarları” üzerinden de ücret hesabı yapılmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.3.2014, 2014/2820-2014/7675)

Dava, yazılı ücret sözleşmesi gereğince ödenmeyen vekalet ücretlerinin tahsili için başlatılan icra takibinden dolayı menfi tespit ve istirdat isteğine ilişkindir. Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davalının takip tarihi itibariyle 73.120TL alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında
1.6.2001 tarihinde yazılı avukatlık sözleşmesi düzenlendiği dosya kapsamından anlaşılmakta olup mahkemenin sözleşmenin geçerli olduğu yönündeki kabulü yerindedir. Ne var ki davalı avukat tarafından vekaleten yürütülen dosyalar getirtilip incelenmeden düzenlenen ve hükme esas alman bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulamaz. Öyle olunca mahkemece davalı avukatın davacıya vekaleten yürüttüğü tüm dosyalar getirtilip incelenmek suretiyle konusunda uzman bilirkişiden taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak davalı avukatın sözleşme kapsamında isteyebileceği vekalet ücreti saptandıktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.2.2014, 2014/1429 – 2014/3748)

Dava, ödenmeyen vekalet ücreti alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece bilirkişi raporu esas alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, davacı avukatın davalı şirkete vekaleten yürüttüğü dava ve icra takip dosyaları getirtilip incelenmeden düzenlenen bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulamaz. Öyle olunca mahkemece davacı avukatın davalıya vekaleten yürüttüğü dava ve icra takip dosyaları getirtilip incelenmek suretiyle gerektiğinde bilirkişiden açıklamalı, taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak davacının isteyebileceği vekalet ücretinin saptanması, bu miktardan yapılan ödemeler düşüldükten sonra davalının kısmi kabulü de dikkate alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.1.2014, 2013/22003 – 2014/817)

Dava, taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesine göre davacı avukat tarafından takip edilen dava ve icra takipleri nedeniyle doğan masraf ve ihtarname masraflarının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı ile davalılar arasında yapılan 31.12.2008 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi ile davacı avukat davalılara ait işhanındaki taşınmazların kira işlemlerinin takip ve kira bedellerinin tahsili amacıyla gerekli dava ve icra takiplerini yapmak üzere yetkilendirilmiş olup, davacı dava dilekçesinde, yapılan harcamaların bu kapsamda yapıldığını ileri sürmüş, davalılar ise savunmalarında davacıya 2.2.2012 tarihli email yoluyla yapılan bildirim ile kendilerinin haberi ve onayı olmadan icra takibi yapılmaması yönündeki talimatlarına aykırı hareket etmek suretiyle gereksiz icra takipleri yapıldığını, bu gereksiz harcamadan sorumlu olmadıklarım savunmuşlardır.
Davalılardan S.Çiğdem tarafından 2.2.2012 tarihinde davacıya gönderilen email yazışmasında, 2012 tarihi itibariyle açılacak herhangi bir dava veya takip için mal sahibinin bilgisi olmadan hareket edilmemesi, önceden email ile sorulması ve kendileri tarafından onaylanması durumunda yeni dava ve icra takibi yapılması yönünde talimat verildiği, bu talimatı her ne kadar sadece davalı S.Çiğdem vermiş olsa da davacı tarafından davalılara gönderilen 17.2.2012 tarihli cevabi ihtarnamede davalı S.Çiğdem’in tüm davalıların sözcüsü sıfatıyla hareket ettiğinin kabul edildiği gözetildiğinde söz konusu talimatın tüm davalılar adına verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Vekalet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında; vekilin talimata uygun hareket etme borcu, özen borcu ve hesap verme borcu gelmektedir. Bu yükümlülüklere aykırı davranılması halinde vekilin, müvekkile karşı, onun bu yüzden uğradığı zararı tazmin yükümlülüğünün ortaya çıkacağı ve müvekkil yönünden haklı azil sebebinin oluşmuş kabul edileceği de çok açıktır. Bu kapsamda somut uyuşmazlığa bakıldığında, davalılar tarafından 2.2.2012 tarihli email yazışması ile kendilerinin onayı olmadan herhangi bir icra takibi yapılmamasına dair davacıya bildirimde bulunmalarına rağmen davalının bu tarihten sonra davalılar adına 27 adet icra takibi yaptığı anlaşılmaktadır. Davacı avukat, bu icra takiplerine ilişkin davalıların bilgilendirildiğini ve onaylarının alındığını iddia etmiş ise de, bu husus davacı tarafından yasal delillerle ispat edilememiştir. Nitekim davalıların onayı alınmadan davacı tarafından açılan 27 adet icra dosyasına konu takipten, 18 adedine davacının azlinden sonra davalı taraflarca devam edilmediği gözetildiğinde bu takipler nedeniyle davalılarca yapılan azil işleminin haklı olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca mahkemece davacı tarafından davalıların onayı alınmadan yapılan icra takiplerinden 18 adet icra takibine davacının azlinden sonra davalı tarafların devam etmedikleri ve bu 18 adet icra takip dosyasından doğan masraf bedelinden davalıların sorumlu tutulamayacakları ve ihtarname masrafları yönünden de davalıların sorumluluğunun buna göre oranlanarak belirlenmesi gerektiği gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davacının tüm taleplerinin kabulüne dair hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.1.2014, 2013/25680-2014/253)

Dava, ödenmeyen vekalet ücreti alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davacı avukatın davalıya vekaleten K.Maraş 2.İcra Müdürlüğünün 2005/82 esas sayılı takip dosyasını yürüttüğü, taraflar arasında yazılı vekalet ücret sözleşmesi bulunmadığı hususları dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir. Mahkemece Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi uyarınca icra dosyasında tahsil edilen miktarın %10’u oranında hesaplanan 13.638 TL vekalet ücreti üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatm emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığına göre davacı avukat anılan yasal düzenleme gereğince talebi de dikkate alınarak vekaleten yürüttüğü icra takibine konu asıl alacağın %10’u oranında vekalet ücreti isteyebilir. Öyle olunca mahkemece davacı avukatm vekaleten yürüttüğü icra takibine konu asıl alacağın %10’u oranında hak ettiği vekalet ücreti belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde icra dosyasında tahsil olunan miktar üzerinden belirlenen vekalet ücretine hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 26.12.2013,2013/214% – 2013/328%)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup davacı avukatların, davalılardan Hande ve Gözde’nin vekilleri olarak diğer davalıya karşı açmış oldukları tapu iptal tescil davasının, tarafların sulh olmaları ile sona erdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacılara ödenmesi gereken vekalet ücretinden Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince davalıların müteselsilen sorumlu oldukları kuşkusuzdur.
Mahkemece davacı avukatlara ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin, bu konuda yazılı bir sözleşmenin bulunmaması nedeniyle Avukatlık Kanununun 164/4. maddesi gereğince dava değerinin takdiren %10’u üzerinden belirlenmesi gerektiği kabul edilerek, yapılan keşif sonucunda taşınmazların toplam değeri olarak tespit edilen
2.017.628,0 TL’nin %10’u miktarındaki 201.762,80 TL üzerinden 1/2 oranında indirim yapılmak suretiyle hüküm kurulmuştur.
Oysa ki davacıların vekalet ücreti talep etmiş oldukları söz konusu tapu iptal tescil davasında harca esas dava değeri 100.000,00 TL olarak gösterilmiş olup, 1/2 miktarındaki peşin harç da bu miktar üzerinden yatırılmıştır. Bu durumda vekalet ücretinin, harcın yatırıldığı dava değeri üzerinden tespit ve tahsiline karar verilmesi gerekirken, mahkemece açıklanan husus göz ardı edilerek, iş bu davada mahallinde yapılan keşifte bilirkişi tarafından müddeabihin değeri olarak belirtilen 2.017.628,00 TL’nin vekalet ücreti hesabında esas alınmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. Hl). 24.12.2013, 2013/14803 – 2013/32553)

Dava, ödenmeyen vekalet ücreti alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davacı avukatın davalılar Haşan, Haşan Hayri ve Mustafa’ya vekaleten Ankara 12.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/285 esas sayılı dava dosyasını yürüttüğü, bu davanın harcı yatırılmış değerinin 10.000TL olduğu, davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiği, davalı müvekkillerin davacı vekili 6.7.2011 ve 8.7.2011 tarihli azilnamelerle azlettikleri, taraflar arasında yazılı vekalet ücret sözleşmesi bulunmadığı hususları dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlar taraflar arasmda da çekişmesizdir. Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yinnisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığına göre davacı avukat anılan yasal düzenleme gereğince harcı yatırılmış dava değerinin %10-20’si oranında akdi vekalet ücreti ve yine aynı değer üzerinden karşı yan vekalet ücreti isteyebilir. Mahkemenin bu yönü göz ardı ederek yanlış değerlendirme ile takip edilen dava konusu taşınmazın değeri üzerinden akdi ve karşı yan vekalet ücreti hesaplayarak yazılı şekilde hüküm tesis etmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HI). 10.11.2013, 2013/15619-2013/25008)

Dava, avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan, davalı avukatın davacı müvekkiline vekaleten yapmış olduğu tahsilatlardan, fazla miktarda vekalet ücretini alıkoyduğu iddiasıyla açılan alacak davası niteliğindedir. Davalı avukatın vekalet görevini ilâ ettiği takip ve davalar nedeniyle ücrete hak kazandığı, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davalı avukatın, talep edebileceği ve bu nedenle davacıya vekaleten yaptığı tahsilatlardan alıkoyabileceği vekalet ücreti miktarına ilişkindir.
Mahkemece davalı tarafından takip edilen dava ve icra dosyaları nedeniyle talep edilebilecek vekalet ücreti miktarları Avukatlık Kanununun 164/4. Maddesi gereğince dava değerlerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir oran üzerinden ayrı ayrı takdir edilerek hesaplama yapılmıştır.
Oysa ki bilindiği üzere, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 2.5.2001 tarihinde 4667 sayılı Yasa, 13.1.2004 tarihinde de 5043 sayılı Yasa ile değişikliğe uğramıştır. 20.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununa eklenen “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin olarak hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır” hükmünü içeren geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesince 8.2.2008 tarihinde iptal edildiğinden, avukatlık ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, sözleşmelerin kurulduğu tarihte yürürlükte olan Avukatlık Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. O halde dava konusu olayda taraflar arasında yazılı bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunmadığına göre, az yukarda açıklanan nedenlerle vekalet ücretinin tespitinde, sözleşme ilişkisinin kurulduğu, avukatlık hizmetinin verildiği her bir dava ve icra takip tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Kanunu hükümlerinin uygulanması gereklidir.
Mahkemece ücret hesabı yapılan Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesine ait 2007/243 esas sayılı dava dosyası nedeniyle %10 ile %20 arasındaki oranlar üzerinden takdiren %20 oranına göre ücret hesabı yapılmışsa da, söz konusu dava 22.10.2003 tarihinde açılmış olup, 1136 sayılı Yasanın, 2.5.2001 tarihinde 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki, ancak 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükümlerinin esas alınması gereklidir.
Anılan yasanın 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164. maddesinin 4. fıkrasında “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde değeri para ile ölçüle- meyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde on beşi arasındaki bir miktar, avukatlık ücreti olarak belirlenir.” hükmü bulunmakta olup, davalının vekil olarak görevini ifa ettiği dava nedeniyle, anılan hüküm doğrultusunda dava değerinin yüzde beşi ile on beşi arasındaki oran üzerinden bir ücret takdir edilmesi gerekirken. Avukatlık kanununun 5043 sayılı yasa ile değişik 164/4. maddesinde öngörülen dava değerinin %10’u ile %20’si arasındaki oranların esas alınmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.11.2013,2013/21973 – 2013/27269)

Davacı avukatın 20.3.2008 tarihinde aldığı vekalet ve 23.5.2008 tarihinde imzalanan sözleşme ile, davalı adına idare mahkemelerinde 7 adet dava açıp takip ettiği anlaşılmaktadır. Davacı avukatın talebi ile idare mahkemelerindeki davaların duruşmalı olarak görülüp sonuçlandığı anlaşılmaktadır. O halde Avukatlık Ücret Tarifesinde duruşmalı takip edilen davalar için öngörülen 500’er TL. Üzerinden hesap yapılması gerekirken duruşmasız takip edilen davalar için öngörülen miktar üzerinden karar verilmesi usul ve yasaya aykın olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.9.2013, 2012/25617-2013/21274)

Davacı avukatın 1.8.2006 tarihli ücret sözleşmesinde belirtilen işlerle sözleşme kapsamı dışındaki pek çok dava ve icra dosyalarını takip ettiği ve 8.7.2010 tarihli ihtarla vekalet ücretlerinin ödenmesini aksi halde istifa ettiğini davalıya bildirdiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, taraflar arasındaki üeret sözleşmesinin geçersiz olduğu kabul edilmiş ve takip ettiği dosya ve takipler için Avukatlık Kanununun 164/4 maddesine göre %10 vekalet ücreti hesaplanmıştır. Mahkemece, ücret sözleşmesinin geçersiz olduğu kabul edildiğine ve davacı tarafça temyiz edilmeyerek bu husus kesinleştiğine göre, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde, o tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre ücret belirlenmesi gerekir. O halde bu davalar açısından açıklanan şekilde ücret hesabı yapılması gerekirken, tarifedeki maktu ücretleri aşacak şekilde ücret üzerinden hesap yapılması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 4.7.2013,2012/24938 – 2013/18423)

Davalı, 11.3.2011 tarihli azilname ile sebep belirtmeksizin davacıyı azletmiş fakat yargılama sırasında davacıya borca itiraz davası açması için talimat vermesine rağmen davacının hatalı olarak imzaya itiraz davası açtığı gerekçesiyle haklı olarak azlettiğini ve ücret alacağının kalmadığım savunmuştur. Davalı talimatına aykırı olarak yanlış dava açıldığı iddiasına ilişkin olarak dosyaya delil sunmamıştır. Bilirkişi raporuna göre; davacının dosyalarını özenli bir şekilde takip ettiği, azli haklı kılacak bir işleminin olmadığı, sebep gösterilmeksizin azledildiği, azlin haksız olduğu ve taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin geçerli olduğu belirlenmiştir. Buna göre mahkemece, azlin haksız olduğu ve davacının ücrete hak kazandığı ve taraflar arasında imzalanan avukatlık ücret sözleşmesinin geçerli olup ücretin bu sözleşmeye göre hesaplanacağının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Azil haksız olup davacının talep edebileceği vekalet ücretinin taraflar arasında düzenlenen ve geçerli olan sözleşme hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. Davacının boşanma davasından sonra açtığı katkı payı davası 80.000 TL üzerinden harçlandırılmıştır. Davacının bu dava için alacağı vekalet ücreti harca esas bu değer üzerinden taraflar arasında imzalanan ve geçerli olan ücret sözleşmesine göre hesaplanmalıdır. Dava konusu taşınmazların değeri tespit edilerek bu değer üzerinden vekalet ücreti hesaplanması hatalıdır. Ayrıca, davalı davacıya avukatlık ücreti olarak 14.065.70 TL ödeme yaptığını iddia etmiş ve belgelerini ibraz etmiş, davacı bu ödemeyi 19.9.2011 tarihli dilekçesinde kabul etmiştir. Davacının kabulüne rağmen bilirkişi hesaplama yaparken davacının hak ettiği vekalet ücretinden ödeme nedeniyle
12.565.70 TL’sını mahsup etmiştir. Bilirkişi tarafından davalının yaptığı 14.065.70 TL mahsup edilmesi gerekirken 12.565.70 TL’sınm mahsubu yanlış olmuştur. Bu itibarla; mahkemece, katkı payı davası için hesaplanacak avukatlık ücreti ve ödenen ücretin mahsubuna ilişkin olarak az yukarıda açıklanan ilke ve açıklamalar ışığında bilirkişiden ek rapor ve gerekirse yeni bir bilirkişiden rapor alınmak suretiyle hâsıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.7.2013, 2013/1974-2013/18118)

Davacı avukatın davalıya vekaleten Gelibolu Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/6 D.İş, Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/111 esas ve Çanakkale İdare Mahkemesinin 2008/876 esas sayılı dava dosyalarım yürüttüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece bu üç dava dosyasına ilişkin olarak vekalet ücreti alacağı hesaplanarak hüküm kurulmuştur. Ne var ki, davacı avukat tarafından davalıya vekaleten Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/111 esas sayılı dosyası ile açtığı tazminat davası aynı mahkemenin 2008/104 esas sayılı dosyası ile birleştirilmiş, birleşen davaların da konusu itibariyle idari yargının alanına girdiği gerekçesiyle görev noktasından reddine karar verilmiş, bu kez aynı konuda Çanakkale İdare Mahkemesinin 2008/876 esas sayılı dosyası ile dava açılmış olup bu davalar birbirinin devamı niteliğindedir. Öyle olunca mahkemece Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava ile Çanakkale İdare Mahkemesinde açılan dava için tek bir vekalet ücreti hesaplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde her iki dava için ayrı ayrı vekalet ücreti hesaplanmak suretiyle hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Mahkemece Avukatlık Kanununun 164. maddesine göre dava değeri üzerinden %15 oranı ile hesaplama yapılarak hüküm kurulmuştur. Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” hükmü düzenlenmiştir. Davacı avukatm harcadığı emek ve mesai dikkate alındı-ğında anılan yasal hüküm gereğince %10 oranı ile vekalet ücretinin hesaplanması gerekir. Mahkemenin bu yönü göz ardı ederek yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde %15 oranı ile hesaplama yaparak hüküm kurmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 13. HD. 13.6.2013, 2013/11266 – 2013/16070)

Mahkemece, azlin haksız olduğu ve vekalet ücreti olarak %25 vekalet ücreti alacağı kabul edilmiştir. Davalı tarafından verilen bu kararın temyiz edilmemesi nedeniyle bu husus davacı lehine de kazanılmış hak olmuştur. Ancak Mahkemece, davacı tarafından fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 8.000.00.TL bedelle açılan maddi tazminat dava dilekçesinde talep edilen değer üzerinden hükmedilmiş ise de, taraflar arasında imzalanan 1.8.2011 tarihli avukatlık sözleşmesinde dava sonunda hükmolunacak toplam tutarın %25’inin avukatlık ücreti olarak ödenmesi kararlaştırılmıştır. Kararlaştırılan bu miktar yasal sınırlar içinde olduğundan bu yöndeki kararlaştırma geçerlidir. O halde mahkemece, Gaziantep 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5.6.2012 tarih ve 2011/685 Esas 2012/446 Karar sayılı kararda hükmolunan değere 65.888.46.TL üzerinden %25 avukatlık ücreti hesaplanarak hükmedil- mesi gerekirken az yukarıda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. (Y. 13. HD. 12.6.2013, 2013/5604 – 2013/16004)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı. Avukatlık Kanununun 165. maddesi ile 164/4 ve 164/son maddelerine göre, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle, müvekkilin ödemesi gereken (akdi) vekalet ücreti ve yasal (karşı taraf) vekalet ücreti toplamı üzerinden şimdilik 20.000,00 TL’nin davalılardan müteselsilen tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır. Dava, niteliği itibariyle kısmi dava niteliğindedir. Alacaklı, alacağının tümü için dava açmak zorunda olmayıp, şimdilik belli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Ancak alacaklının böyle bir kısmi dava açması halinde de, alacağın tümü için açılan davalarda olduğu gibi talep edilebilecek ala-cak miktarının tam ve kesin olarak belirlenmesi zorunludur. Nitekim HUMK.nun 388/son ve 389. maddelerinde de (yeni HMK 297/2. maddesi), davadaki taleplerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, açık ve tereddüte yer vermeyecek şekilde belirtilmesi gerektiği açıklanmıştır.
Mahkemece, “bilirkişi raporuna itibar edildiği, raporda hesaplanan miktarın, davada talep edilen miktardan fazla olduğu” belirtilerek 20.000,00 TL vekalet ücreti alacağına ilişkin kısmi davanın kabulüne karar verilmişse de, söz konusu 6.4.2011 tarihli bilirkişi raporunda, davacının talep edebileceği karşı taraf vekalet ücreti Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 36.376,24 TL olarak hesaplanmış, akdi vekalet ücreti yönünden ise, “taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığından, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164/4. Maddesi gereğince dava değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir miktarın avukatlık ücreti olarak belirlenmesi gerektiği” belirtilmiştir. Görüldüğü üzere hükme esas alınan bilirkişi raporunda akdi vekalet ücretinin, hangi oran ve miktar üzerinden ödenmesi gerektiği belirti lmeyip, mahkemenin takdirine bırakıldığı gibi, mahkemece de akdi vekalet ücreti yönünden hangi oranda ücretin ödenmesi gerektiği takdir ve tespit edilmemiş, “bilirkişi raporunda hesaplanan miktarın, davada talep edilen miktardan fazla olduğu” tespiti ile yetinilmiş, davanın kabulüne ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmiştir. Bu durumda tüm alacak miktarı tam ve kesin olarak belirlenmediği gibi, verilen hüküm de, HUMK’nun 388. ve 389. maddelerinde (yeni HMK 297/2. maddesinde) belirtildiği şekilde, açık ve tereddüte yer vermeyecek nitelikte değildir. O halde mahkemece kısmi dava niteliğinde de olsa, talep konusu olan vekalet ücreti yönünden, kabul ve reddedilen miktarlar, tam ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenip, bundan sonra taleple bağlı kalınmak suretiyle, alacağın dava konusu yapılan bölümü ile ilgili hüküm kurulması gerekirken, açıklanan hususlar gözardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 16.4.2013, 2012/19601 -2013/6793)

Davacı, davalının vekili olarak ihtiyati haciz kararı alarak yürüttüğü İskenderun 2.İcra Müdürlüğünün 2006/1276 esas sayılı dosyası nedeniyle hak kazandığı toplam 26.000TL vekalet ücretinin tahsilini istemiştir. Mahkemece resen yapılan hesaplama sonucu bu talebin 8.396, 16TL üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir. Yapılan hesaplama açık, anlaşılır ve denetlenebilir nitelikte değildir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi yoktur. Bu durumda davacı. Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi gereğince, vekaleten yürüttüğü icra takibine konu takip miktarı üzerinden %10-20 oranlarına göre hesaplanacak vekalet ücreti isteyebileceği gibi icra takibine konu alacak tahsil edildiğine göre karşı taraf vekalet ücretini de isteyebilir. Avukatlık Asgari Ücret Tarife-sinin 11/5 maddesinin olayda uygulanma yeri yoktur. Ayrıca hesaplanacak toplam vekalet ücretinden indirim yapılamaz. Öyle olunca mahkemece açıklanan ilkeler doğrultusunda davacının hak kazandığı toplam vekalet ücreti açık, anlaşılır ve denetime elverişli olacak şekilde belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.1.2013, 2012/6539-2013/1310)

Taraflar arasında düzenlenen 25.11.2008 tarihli işçilik alacaklarına ilişkin açılacak iş davasına esas vekalet ücreti sözleşmesinin geçersiz olduğu mahkemenin de kabulün- dedir. 5043 sayılı yasa ile değişik Avukatlık Kanunu’nun 164/3 hükmü uyarınca avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatm emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Mahkemece Avukatlık Kanunundaki bu hüküm uyarınca %10 ile %20 arasında bir vekalet ücretine hükmedil- mesi gerekirken, sözleşmede kararlaştırılan %25 oran esas alınarak vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 18.12.2012, 2012/23032-2012/28919)

Davacı avukat, haksız azil nedeniyle vekalet ücreti alacağını istemiş, davalılar azlin haklı olduğunu savunmuş, mahkeme ise azlin haksız olduğunun kabulüyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Gölcük 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/880 esas sayılı dosyası sebebiyle davacıya verilecek vekalet ücretinin, dosyanın harca esas değeri üzerinden belirlenmesi gerekmekte ise de, dosyaya maktu harç yatırılmış olduğundan, vekalet ücretinin de maktu olarak belirlenmesi icab eder. Hal böyle iken, yanlış değerlendirme ile davalılar üzerinde teminat olarak bırakılan taşınmazın değeri üzerinden yapılan hesaplamayla vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 30.10.2012,2012/7623 – 2012/241988)

Davacı ile davalı avukat Barış Karaca Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/85 E. Sayılı dava dosyasının takip edilmesi hususunda sözleşme yapıldığı ve dava sonucunda kazanılan bedel üzerinden Barış Karaca’ya yaptığı işin karşılığı olarak hakedilen bedelin %15’inin kanuni vekalet ücretleri ve KDV’nin ödeneceğinin kararlaştırıldığı, takip edilen diğer dava dosyalan ve icra takipleri için yazılı sözleşmenin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla yazılı sözleşme bulunmayan dava ve takip dosyaları için vekalet ücretinin Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri uyarınca hesaplanması gerekir. Bu bağlamda yazılı sözleşmeye konu olmayan dava ve icra takiplerinde gösterilen harca esas değerler üzerinden hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarmca davalı avukatların alabile- çekleri vekalet ücretinin belirlenmesi zorunludur. Öte yandan davalılar ihtar çekerek davacıyı temerrüde düşürmedikleri için akdi vekalet ücretine geçmiş günler faizi işletilmesi de olanaklı değildir. Mahkemece, yazılı sözleşmeye konu olmayan dava ve icra takipleri için az yukanda açıklanan şekilde davalıların talep edebilecekleri vekalet ücretlerinin ne miktar olabileceği hususunda bilirkişiden rapor aldırılmak, davacının temyiz dilekçesinde karşı yan vekalet ücretlerine faiz işletilmesini kabul ettiği de gözetilmek, davacının temyiz dilekçesinde kabul ettiği davalılara ödenmesi gereken miktar olan 55230,60 TL’nin altında olmamak üzere davalıların alacağı belirlenmeli, belirlenen bu alacak miktarı ile davacıya ödenen 46300 TL davacılar tarafından icra dosyasından alınan 98.403,93 TL den mahsup edilerek davacının davalılardan alacağı olup olmadığı tesbit edilmeli ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin değinilen bu yönleri gözardı ederek eksik ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde karar vermiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 11.10.2012, 2012/4971 – 2012/22842)

Azlin haksız olduğu mahkemenin kabulündedir. Taraflar arasmda düzenlenen sözleşmede, hak edilecek vekalet ücretinin dava değerinin %20’si oranında olacağının kararlaştırılmış olduğu anlaşılmakta olup, taraflar sözleşme ile bağlıdır. Mahkemece de sözleşmenin geçerli olduğu kabul edildiğine göre, artık kararlaştırılmış orana müdahale ile %10’a indirilmesi ve bu oran üzerinden hesaplama yapılması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 10.10.2012, 2012/13460 – 2012/22602)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup davacının, davalıların murislerinin vekili olarak Bodrum 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne ait 2000/570 esas ve 2001/207 karar sayılı davayı takip ederek sonuçlandırdığı, vekalet ücretinin ise ödenmediği anlaşılmaktadır. Davacı, taraflar arasındaki sözleşmede öngörüldüğü gibi, söz konusu kararın kesinleştiği tarihteki taşınmazın değerinin %10’u üzerinden vekalet ücretini talep etmekte haklı olup, mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Bu nedenle dava konusu taşınmazın, kararın kesinleştiği 21.1.2002 tarihindeki serbest piyasa değerine ve emsallerine göre belirlenecek olan rayiç değeri üzerinden %10 oranındaki vekalet ücretinin tespiti ile bu miktarın davalıdan tahsiline karar verilmesi gereklidir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise, ücrete esas olan dava konusu taşınmazın değerinin, kamulaştırmada uygulanan esaslara göre, “yıllık net gelir/kapitalizasyon faizi” hesabı üzerinden belirlenmiş olması ise isabetli değildir. O halde mahkemece tapu iptal ve tescil davasına konu olan taşınmazın, serbest piyasa fiyatlarına göre, davanın kesinleşme tarihi olan 21.1.2002 tarihindeki gerçek rayiç değeri, konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan açıklayıcı ve denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenerek, belirlenecek bu miktar üzerinden %10 oranındaki vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, açıklanan husus gözardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.9.2012, 2011/17247-2012/20956)

Davacı, davalı ile imzaladığı sözleşme uyannca davalı adına takip ettiği ve haksız azletmesi nedeniyle ücretini alamadığı için eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, davalının alacağının haricen ödenmesi üzerine takipten vazgeçtiği ancak durumu vekiline bildirmediği, karşı tarafla anlaşma yapılarak borcun sona erdirildiği de iddia edilmediğinden işin yarım kalması sebebiyle vekilin ancak asgari ücret tarifesi gereğince vekalet ücreti isteyebileceği kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı, verdiği vekalet ile davacının aralarındaki sözleşme doğrultusunda lehine icra takibi yapmasına sebebiyet vermiş, daha sonra borcun takipten önce kendisine ödenmiş oldu-ğunu farkederek takibe devam edilmemesini istemiştir. Durum böyle olmakla davalı davacı ile aralarındaki sözleşme doğrultusunda davacı avukatın icra takibi yapmasına sebep olmuştur. Hal böyle olunca davacı avukat sözleşme doğrultusunda davalıdan vekalet ücreti talep etme hakkına sahiptir. Bunun aksi düşünce ile asgari ücret tarifesine göre davacı için vekalet ücreti belirlenmesi yanlıştır.
Mahkemece, bilirkişi vasıtasıyla davacının sözleşme doğrultusunda talep edebileceği vekalet ücreti miktarı belirlenerek sonucuna uygun hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 27.6.2012,2012/12016 – 2012/16780)

Davacı dava dilekçesinde, 500.000 TL tutarlı bononun tahsili için yapılan icra takibinde toplam alacağın 700.000 TL yi bulduğunu, 4.000 TL nin kendisine ödendiğini, kalan kısmının ise ödenmediğini belirterek, bakiye 101.00 TL nin tahsilini talep etmiş olup, buna göre vekalet ücret alacağını sadece 500.000 TL tutarlı bononun tahsiline ilişkin takip nedeni ile doğmuş bulunan vekalet ücret alacağına hasrettiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki taraflar arasında tanzim edilen 31.11.2005 tarihli ücret sözleşmesinde de; hukuki yardım konusunun, 500.000 TL tutarlı bononun icra takibine konulması olduğu, kararlaştırılan ücretin de yalnızca bononun tahsiline ilişkin olduğu belirtilmiştir. Mahkeme taleple bağlı olup, yalnızca ücret sözleşmesinin konusu olan bono nedeni ile davacının hak ettiği vekalet ücret alacağına hükmedilmesi gerekirken, davacının, davalının vekili sıfatıyla yürüttüğü diğer dava ve takip dosyaları nedeni ile hesaplanan ücret alacaklarına da hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup BOZMA nedenidir.
Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde ise; davacı, davalı ile aralarında yapmış oldukları ücret sözleşmesi nedeni ile vekalet ücret alacağının tahsilini istemiştir. Mahkemece hükme dayanak yapılan Bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle, taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğu bu nedenle Avukatlık Kanunu uyarınca davacının hakettiği 62.685 TL vekalet ücretinden peşin ödenen 4.000 TL’lik vekalet ücretinin mahsubu ile bakiye 58.685 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verildiği, ücret sözleşmesinin tarihi gözetildiğinde sözleşmenin geçerli olup, taraflarca sözleşme ile kararlaştırılan miktar üzerinden yapılacak hesaplama yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 9.4.2012, 2012/3607-2012/9637)

Dava, avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan ücret alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. 5043 sayılı yasa ile değişik Avukatlık Kanununun 164/4. maddesinde, “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” Hükmü öngörülmüş olup, dava konusu olayda ücret konusu, değeri para ile ölçülen bir icra takibi olduğundan davacıya ödenecek vekalet ücretinin, müddeabihin değerinin %10’u ile %20’si arasındaki bir oran üzerinden takdir edilmesi gereklidir. Mahkemece avukatın alacağı ücret belirlenirken, öncelikle işin niteliği, zorluk derecesi, işe harcanan zaman, sarf edilen emek ve işe katkı değeri dikkate alınmalıdır. Dava konusu olayda, vekalet ücreti talep edilen iş, bir dava olmayıp, icra takibi olduğundan, işin niteliğine, avukatm emeğine ve takip konusu alacağın miktarına göre, vekalet ücretine, yasanın belirlediği alt sınır olan %10 üzerinden hükmedilmesi gerekirken, alt limitin üstünde ücret takdirini gerektirecek nedenler bulunmadığı halde, vekalet ücretinin müddeabihin %15’i üzerinden takdir edilip, tahsiline karar veriliş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 3.4.2012,2011/14355 – 2012/8962)

Davacı avukatın, 31.1.2003 tarihli vekaletname ile davalının vekilliğini üstlendiği, davalı vekili olarak ve davalı adına, dava dışı Süleyman Çelik aleyhine 31.1.2003 tarihinde dava değeri (şufa değeri) olarak 17.600,00 TL bedel gösterip şufa davası açtığı, 13.9.2007 tarihli kararla davanın kabul edilerek dosyamız davalısı lehine karar verildiği ve kararın 12.6.2008 tarihinde kesinleştiği, şufa davasında şufa değeri olarak 17600,00 TL sının kabul edildiği dosya kapsamından anlaşılmakta olup, taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı ve davalı tarafından davacı avukata 14.5.2007 tarihinde 25.000 TL ödendiği hususu da tarafların kabulündedir. Davacı tarafından itiraz edilmeyen bilirkişi raporu ile de davalı tarafından davacıya ödenen 25.000 TL’den, şufa davası nedeniyle karşı tarafa ödenen 17890,00 TL şufa bedeli ile davacı avukatın dava için yaptığı masraflar çıktıktan sonra davacı uhdesinde 5468,36 TL kaldığı da sabittir. Davacı eldeki davada taşınmazın, şufa davasının kesinleştiği tarihteki değer üzerinden ücret talep etmekte, davalı ise şufa davasındaki harca esas değer olan 17.600,00 TL üzerinden ücret istenebileceğini savunmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmazın dava dışı şahsa satılması anında tapuda gösterilen değer ile şufa davasında harca esas değer 17600 TL olup, şufa davasının konusu tapuda gösterilen değere göre 17600 TL değerindeki taşınmazdır. Davacı, davayı takip ederek davalı lehine sonuçlandırdığı için davalıya kazandırırnı da 17600 TL dır. Taraflar arasmda başka türlü bir kararlaştırmanın olduğu da yazılı delille ispat edilemediği için, davacı ancak 17600,00 TL üzerinden vekalet ücreti isteyebilir. Öte yandan davacı uhdesinde 5468,36 TL bulunmakta olup, davacı bu miktarı davalıya iade ettiğini de iddia ve ispat edememiştir. Hal böyle olunca, davacının
17600,0 TL üzerinden talep edilebileceği vekalet ücretinin ne miktar olduğu hesaplanarak, ücreti vekaletin 5468,36 TL üzerinde olması halinde aradaki farkın tahsiline, 5468,36 TL sının altında olması halinde ise davanın reddine karar verilmesi gerekir. Mahkemece, az yukarıda açıklanan husus hakkında inceleme ve hesaplama yapılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.3.2012, 2011/11645 -2012/3453)

Davacı, davalıya vekaleten icra takibi yaptığını, takip sırasında icra mahkemesinde itirazın kaldırılması davası açtığını, haksız olarak azledildiğini, vekalet ücretinin ödenmediğini, yapılan icra takibine davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı, davanın reddini dilemiş, mahkemece İstanbul Barosunun tarifesine göre alacak hesaplanarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacının, davalının taraf olduğu takipler ile davada avukat olarak davacıyı temsil ettiği ve görevini layıkıyla yerine getirdiği dosya kapsamından anlaşıldığı gibi, bu husus mahkemenin de kabulündedir. Çözülmesi gereken ihtilaf davacının talep edebileceği ücretin miktarı hususundadır. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme yoktur. Davacı İstanbul Barosunun ücret tarifesi uyarınca vekalet ücretini hesaplayarak icra takibinde bulunmuştur. Mahkemece de davacının savunmaları ve talepleri benimsenmek suretiyle olayda İstanbul Barosunun tarifesi uygulanmış bulunmaktadır. Davacı ile davalı arasında İstanbul Barosu ücret tarifesinin uygulanacağının kararlaştırıldığı iddia ve ispat edilmediğine göre, davacının talep edebileceği ücretin Türkiye Barolar Birliğince yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenmesi zorunludur. Mahkemece, davacının hak ettiği vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 20.3.2012, 2011/18392 – 2012/7203)

Dosyaya ibraz edilen 21.10.2006 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinde davacı avukatın İstanbul Büyükşehir Belediyesi aleyhine idare mahkemesinde açılan davayı takip edeceği, bunun karşılığında davacı avukata 10.000 TL ücret ödeneceği, bu ücretin de 300 TL.mn peşin, kalan 9700 TL.nın da davanın müsbet sonuçlanması ve kesinleşmesini takiben davacıya ödeneceğinin kararlaştırıldığı ve sözleşmeyi iş sahibi olarak kendisine ve ortakları adına davalı Veysel’in imzaladığı sabittir. Sözleşme de açıkça davacıya ücret olarak 10.000 TL.nın ödeneceği kararlaştırılmış olup, bu kararlaştırma geçerli olduğu gibi, idari davanın davalılar lehine sonuçlanıp kesinleştiği de anlaşıldığından davacmm ödenen 300 TL dışında kalan 9700 TL.nı isteme hakkına sahip olduğunun kabulü gerekir. Ne var ki sözleşmenin davalılar Hacer ve Hüsref yönünden bağlayıcı olup olmadığının ve davacıya ayrıca 1.000 TL ücret ödenip ödenmediğinin de mahkemece, değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi de zorunludur. Mahkemece, değinilen bu hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13, HD. 20.3.2012, 2011/15107-2012/7238)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup davacının, davalıların vekili olarak Pendik Kadastro Mahkemesinde görülen 1999/75 esas ve 2000/64 karar sayılı davayı takip ettiği, vekalet ücretinin ödenmediği uyuşmazlık konusu olmayıp, taraflar arasındaki uyuşmazlık ödenmesi gereken vekalet ücretinin miktarına ilişkindir. Mahkemece de kabul edildiği gibi, davacının vekalet ücreti istemi üzerine davalılar tarafından davacıya ayrı ayrı gönderilen mektuplarda, kadastro mahkemesindeki dava değerinin 150.000,00 TL olduğundan bahisle bu miktarın %5’i tutarındaki vekalet ücretini ödemeyi kabul etmeleri karşısında davacıya ödenecek vekalet ücretinin, dava değerinin %5’i üzerinden hesaplanması gereklidir. Ancak ücretin belirleneceği dava değeri konu-sunda, davalılar tarafından söz konusu mektupta ileri sürülen miktar değil, Kadastro davasına konu olan taşınmazın dava tarihindeki (18.1.1999) gerçek rayiç değeri esas alınmalıdır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise söz konusu dava değeri belirlenirken, dava konusu taşınmazın “yıllık net gelir/kapitalizasyon faizi” hesabına göre değerinin hesaplanmış olması isabetli değildir. O halde mahkemece Kadastro davasına konu olan taşınmazın, serbest piyasa fiyatlarına göre, dava tarihi olan 18.1.1999 tarihindeki gerçek rayiç değeri, konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan açıklayıcı ve denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenerek, belirlenecek bu miktar üzerinden %5 oranındaki vekalet ücretinin tahsiline karar verilmesi gerekirken, açıklanan bu husus gözardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.1.2012, 2011/5806 – 2012/882)

Dava, vekalet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davacı avukatlar, haksız azil nedeniyle ödenmeyen vekalet ücretleri ile davalı müvekkil nam ve hesabına ödemiş oldukları masraflardan kaynaklanan alacaklarının tahsilini istemişler, alman bilirkişi raporunda, davacıların takip etmiş oldukları davaların müddeabihleri üzerinden mahkemenin takdirine göre belirlenecek olan %10 ile %20 arasındaki vekalet ücretlerinin ödenmesi gerektiği belirtilmiş, mahkemece de davacının ıslah dilekçesinde bildirmiş olduğu, takip edilen her bir davanın müddeabihinin %15’i oranındaki vekalet ücretleri ile yapılan masraflar toplamı olan 50.500 TL üzerinden hüküm kurulmuştur.
Davacı avukatlara ödenmesi gereken vekalet ücretinin tespit edilebilmesi için öncelikle, uyuşmazlığa uygulanacak Avukatlık Kanunu hükümlerinin belirlenmesi zorunludur. Bilindiği üzere, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 2.5.2001 tarihinde 4467 sayılı Yasa, 13.1.2004 tarihinde de 5043 sayılı Yasa ile değişikliğe uğramıştır. 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununa eklenen “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin olarak hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır” hükmünü içeren geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesince 8.2.2008 tarihinde iptal edildiğinden, avukatlık ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, sözleşmelerin kurulduğu tarihte yürürlükte olan Avukatlık Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
Dava konusu olayda taraflar arasında yazılı bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunmadığı gibi, davacıların iddia ettikleri gibi, taraflar arasında dava değerlerinin %15’i üzerinden ücret ödenmesi konusunda şifai bir sözleşmenin yapıldığı da kanıtlanamamıştır. Bu itibarla, az yukarıda açıklanan nedenlerle davacı avukatlara ödenmesi gereken vekalet ücretinin tespitinde, sözleşme ilişkisinin kurulduğu, avukatlık hizmetinin verildiği dava tarihleri olan 1.8.2002, 13.8.2002, 28.11.2002 tarihleri itibariyle yürürlükte olan 1136 sayılı Yasanın, 2.5.2001 tarihinde 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki, ancak 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükümlerinin esas alınması gereklidir. Anılan yasanın 4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164. maddesinin 4. fıkrasında “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatm emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde on beşi arasındaki bir miktar, avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Hükmü bulunmakta olup, vekalet görevinin ifa edildiği davalar, değeri para ile ölçülebilen işlerden olduğundan, mahkemece her bir dava değerinin yüzde beşi ile onbeşi arasmda takdir edilecek vekalet ücretlerinin ödetilmesine karar verilmesi gerekirken, Avukatlık Kanununun 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164/4 maddesinde öngörülen müddeabihin %10’u ile %20’si arasındaki oranlarına ve davacının ıslah dilekçesindeki talebine göre, %15 üzerinden belirlenen vekalet ücretlerinin tahsiline karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 6.12.2011,2011/2300-2011/18143)

Taraflar arasındaki tarihsiz sözleşme ile davacının, davalının vekili olduğu ve takip ettiği davalar için sözleşmede belirlenen vekalet ücretinin ödenmediği, dosyadaki delillerden anlaşılmış olup, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu ile hesaplanan miktara hükmedilmiştir. Ancak 5043 sayılı yasa ile değişik Avukatlık Kanununun 164/son maddesindeki “dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir…” hükmü gereğince; davacı avukat, takip ettiği davalarda karşı tarafa yüklenen vekalet ücretini de isteyebilir. Mahkemece, 25.10.2010 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan 5.684.56 TL karşı tarafa yüklenen vekalet ücretine de hükmedilmesi gerekirken, bu miktarın tahsiline karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 28.11.2011, 2011/7126 – 2011/17578)

Davalıların, davacının taraf olduğu davada avukat olarak davacıyı temsil ettikleri ve görevlerini layıkıyla yerine getirdikleri dosya kapsamından anlaşıldığı gibi, bu husus mahkemenin de kabulündedir. Çözülmesi gereken ihtilaf davalıların talep edebilecekleri ücretin miktarı hususundadır. Taraflar arasmda yazılı bir sözleşme yoktur. Davalılar davacıya gönderdikleri 9.3.2009 tarihli ihtarnamede ücretlerinin İstanbul Barosunun ücret tarifesi uyarınca hesaplanması gerektiğini bildirerek halen alacaklı olduklarını belirtmişlerdir. Mahkemece de davalıların savunmaları ve talepleri benimsenmek suretiyle olayda İstanbul Barosunun tarifesi uygulanmış bulunmaktadır. Davalıların vekil olarak talep ettikleri dava, maktu harca tabi olan ve değeri para ile ölçülmeyen davadır. Davacı ile davalılar arasında İstanbul Barosu ücret tarifesinin uygulanacağının kararlaş-tırıldığı iddia ve ispat edilmediğine göre, davalıların talep edebilecekleri ücretin Türkiye Barolar Birliğince yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenmesi zorunludur. Mahkemece, davalıların davacıdan tahsil ettikleri para gözetilerek, hak ettikleri vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenerek ve dava dolayısıyla yaptıkları masraflarda dikkate alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.11.2011, 2011/5995-2011/15795)

Davacı, davalının vekili olarak açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasını açmış ve kazanmış, verilen kararı icra takibine koymuş, daha sonra haksız olarak azledilmiş, vekalet ücreti ödenmediği için itirazın iptali talepli bu davayı açmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda vekalet ücreti hesaplanırken, mahkeme karan ile tahsiline hükmedilen 60.825,60 YTL üzerinden hesap yapılması gerekirken, icra takip dosyasındaki asıl alacağın ferileri ile birlikte toplam 72.301.96 YTL üzerinden hesaplanması, usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 13. HD. 10.10.2011, 2011/11188 – 2011/14104)

Davalı-karşı davalılar tarafından, davacının vekil olarak temsil edildiği Yalova İş Mah-kemesinin 2005/176 esas sayılı dosyasında, işveren şirketçe 10.000,00 TL bedel üzerinden açılan karşı davada da avukatlık hizmeti verilmiş olması nedeniyle, yazılı ücret sözleşmesinin bulunmaması ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda, diğer dosyalarda yapılan aynı miktardaki hesaplama gereğince, dava değerinin %10’u olan 1.000,00 TL vekalet ücretinin, iş bu davada açılan karşı dava nedeniyle davacı-karşı davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, karşı davanın tümüyle reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 28.6.2011,2010/15345-2011/10283)

Davacı eldeki davada, davalılar vekili olarak açtığı kamulaştırma bedelinin artırılması için dava sonunda dava dışı belediye tarafından davalılara ödenen bedel olan 75.000 TL nın %15 lik kısmının ücret olarak ödenmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki davacı, açtığı kamulaştırma bedelinin artırılması davası ile davalı Koray’a kazandırdığı menfaat miktarı üzerinden vekalet ücreti talebinde bulunabilir. Davalı Koray bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunurken, dava dışı belediyeden tahsil edilen 75.000 TL nın içinde harç, masraf ve vekalet ücretinin de bulunduğunu ileri sürmüş olup, davalının bu savunması üzerinde durulmamıştır. Hal böyle olunca davalılar ile dava dışı belediye arasında imzalandığı ileri sürülen protokol ile ödeme belgeleri dava dışı belediyeden istenerek ve ödenen bedel içinde hangi kalemlerin bulunduğu sorularak, davacı avukatın açtığı kamulaştırma bedelinin artırılması davası sonunda davalılara kazandırdığı menfaatin ne olduğu belirlenerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece değinilen bu yön gözardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.6.2011,2011/401 -2011/9451)

Davacı avukat ile davalılardan Hatice Şahin arasında düzenlenen 23.3.2004 tarihli vekalet ücreti sözleşmesine göre davacı avukat tarafından takip edilip sonuçlandırılan tapu iptali ve tescil davası açısından vekalet ücretinin taşınmazın karar tarihindeki rayiç bedelinin %20 sinin vekalet ücreti olarak ödeneceği kararlaştırılmıştır. Hal böyle olunca davalı Hatice Şahin açısından 23.3.2004 tarihli vekalet ücreti sözleşmesi uyarınca vekalet ücretinin hesaplanması gerekirken aksi düşüncelerle Mahkemece, davalı Hatice Şahin in imzası olmayan 11.6.2006 tarihli “talimattır” başlıklı belge gözönüne alınarak vekalet ücretinin hesaplanması usul ve yasaya aykın olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 25.5.2011,2011/1065 – 2011/8096)

Davacı, davalının vekili olarak birikmiş nafaka alacağının tahsili amacıyla Yerköy İcra Müdürlüğünün 2004/1532 esas sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlattığını, aralarında yazılı vekalet ücret sözleşmesi olmadığını,% 10 hususunda şifai olarak anlaştıklarını ileri sürerek Avukatlık Kanununun 164. maddesi gereğince icra dosyasındaki
44.726,71 TL değer üzerinden %10’a tekabül eden 4.472,67 TL akdi vekalet ücretinin davalıdan tahsilini istemiş, mahkemece hükme esas alman 18.2.2010 tarihli bilirkişi kurulu raporunda bu kalem alacak yönünden Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi gereğince %10-%20 oranlarının uygulanması konusunda takdir mahkemeye ait olmak üzere davacı avukatın sarfettiği emek, harcadığı zaman ve sonuç dikkate alınarak % 15 oranında ücret takdir edilmesi gerektiği belirtilerek 6.708,9TL akdi vekalet ücreti hesaplanmış, mahkemece bu doğrultuda hüküm kurulmuştur. Hakim iki tarafın iddia ve savunmalarıyla bağlı olup, talepten fazlaya karar veremez (HUMK m. 74).Davacı dava dilekçesinde, davalı ile %10 üzerinden şifai olarak anlaştıklarını belirttiğine göre bu oran ile bağlıdır. Öyle olunca mahkemece davacının talebi dikkate alınarak icra dosyasındaki değer üzerinden %10 oranında akdi vekalet ücreti hesaplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde talebin aşılması suretiyle %15 oranı üzerinden hesaplama yapılarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.5.2011,2010/17829-2011/7807)

Davacının davalıların avukatı olarak yazılı sözleşme yapılmaksızın vekilliğini üstlendiği, 1.11.2004 tarihli vekaletname ile üçüncü kişilere karşı açtığı manevi tazminat davalarının reddine karar verildiği ve kararların 2007 yılında kesinleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece AAÜT hükümlerine göre vekalet ücreti hesabı yapılmış ise de vekaletname ve açılan dava tarihlerinde yürürlükte olan Avukatlık kanunun 164/3. maddesine göre %10 ila 20 oranında tesbit edilecek vekalet ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.5.2011, 2010/18556-2011/4267)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı avukattın davalıya vekaleten Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/695 esas, 2004/641 karar sayılı dava dosyasını takip edip sonuçlandırdığı, dava dışı Beğendik A.Ş. tarafından davalıya karşı açılan söz konusu davada, mahkemece “davanın reddine, Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince 36.802.696.160 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine” şeklinde hüküm kurulduğu, verilen kararın, Yargıtay 15. Hukuk Dairesince 30.1.2006 tarihinde onandığı, 12.7.2006 tarihinde de karar düzeltme talebi reddedilerek kesinleştiği uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı avukata ödenecek vekalet ücretinin miktarı ile ilgili olup, bu konudaki uyuşmazlık da sözleşmenin yorumundan kaynaklanmaktadır.
10.3.2004 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesinde “işin konusu”, “Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/695 esas sayılı dava dosyasının ve bu dosya taraflarıyla ilgili olmak üzere açılmış ve açılacak diğer davaların ve karşı davaların ve icra takiplerinin vekilliği” olarak belirtilmiş, “nispi ücret” başlığı altında ise, “Avukatlık ücreti mahkemeler tarafından hükmolunacak şeyin değerinin yahut paranın veya sağlanan menfaatin %7’si olarak ödenecektir.” Hükmü öngörülmüştür.
Davacı avukatın takip ettiği Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/695 esas sayılı dava dosyasında, davacı Beğendik A.Ş.’nin, davalı Kızılay Demeğine karşı, taraflar arasında mevcut olan 7.10.1998 tarihli sözleşme gereğince, “teminat mektubunun nakde çevrilmesinin ve muarazanm önlenmesi” talepli dava açtığı, mahkemece kararın gerekçesinde özetle, “iş sahibinin, alacağının tahsili için teminat mektubunu nakde çevirme girişiminde bulunmasında, sözleşmeye aykırı bir yönün olmadığı, bu durumun muaraza çıkarmak olarak da nitelendirilemeyeceği, dava tarihi itibariyle taraflar arasında henüz feshedilmeyen sözleşmenin, dava açıldıktan sonra 9.9.2002 tarihinde iş sahibince feshedildiği, iş sahibinin, teminat mektubunu nakde çevirmek istemesinin tek başına, sözleşmeyi feshe yöneldiğini göstermeyeceği” açıklanarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, söz konusu davada, “davalı ile Beğendik A.Ş. arasındaki eser sözleşmesinin, davalı Kızılay tarafından feshedilmesinin haklı olduğu”nun tespit edildiğini, böyle- ce bu davada müvekkili yönünden edinilen menfaatin, “sözleşme bedeli olan 16.930.150,0 Dolar ile teminat mektupları toplamı” olduğunu, sözleşmede nispi ücretin belirlenmesi konusunda, “sağlanan menfaatin %7’si” şeklinde bir düzenleme yapıldığını, bu nedenle “sözleşme bedeli olan 16.930.150,00 Doların %/7’si ile teminat mektuplarının %7’si” üzerinden vekalet ücreti ödenmesi gerektiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalı ise vekalet ücretinin, davaya konu olan teminat mektubunun değeri olan 1.820.000 Dolar üzerinden hesaplanması gerektiğini, sözleşmede belirtilen “sağlanan menfaat” ibaresinin, davacının ileri sürdüğü gibi geniş yorumlanamayacağını savunmuştur.
Mahkemece, 25.2.2010 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak, Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/695 esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama sonunda, davanın davacısı Beğendik A.Ş. tarafından açılan davanın reddine karar verilmesiyle, “sözleşmenin feshinin ve teminat mektubunun nakde çevrilmesinin haklı oldu- ğu”nun belirlendiği, davada davalı vekili olan davacının, davalı Kızılay Demeğine sağlamış olduğu 1. menfaatin, teminat mektubunun paraya çevrilmesi konusunda yaratılan muarazanm önlenmesi olduğu, Derneğe sağlanan 2. menfaatin ise, Beğendik A.Ş tarafından yapılan ve bilirkişi raporunda belirtilen, değeri 7.038.900,23 Dolar olan imalat bedeli olduğu, verilen karar ile yapılan imalatların bedelsiz olarak Kızılay Derneğine intikal ettiği, bu durumda davacının davalı Demeğe sağlamış olduğu menfaatler toplamının 1.820.000,00 Dolar + 7.038.900,23 Dolar olmak üzere toplam 8.858.900,23 Dolar olduğu, taraflar arasındaki ücret sözleşmesine göre davacı avukata ödenmesi gereken ücretin de bu miktarın %7’si olan 620.123,016 Dolar olduğu kabul edilmek suretiyle 620.123,016 Dolar vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Oysa ki, Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/695 esas sayılı dosyası üzerinden görülen dava, davalı Kızılay’ın, 1.820.000 Dolarlık teminat mektubunun, paraya çevrilmesi konusundaki talep ve girişimleri üzerine, Beğendik A.Ş. tarafından açılmış, davadan önce de söz konusu teminat mektubunun paraya çevrilmeınesi konusunda da ihtiyati tedbir karan alınmıştır. Her ne kadar bu dava aynı zamanda, taraflar arasındaki “muarazanm önlenmesi” niteliğinde de olup, kararda “davacı Beğendik A.Ş.’nin sözleşmeye aykırı davrandığı”, “yapılan imalatların %48.29 seviyesinde kaldığı” hususları da tespit edilmişse de, az yukarıda değinilen söz konusu karann gerekçesinde de belirtildiği üzere, davanın açıldığı tarihte taraflar arasmdaki sözleşme henüz feshedilmemiş olup, davanın açılmasına neden olan husus da, Kızılay’ın teminat mektubunu paraya çevirme konusundaki girişimidir. Bu itibarla sözleşmede, vekalet ücreti hesabında esas alınacak miktar olarak belirtilen “sağlanan menfaat” ibaresinin, davacının yorumladığı gibi tüm sözleşme bedeli olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Esasen bu konudaki düzenlemenin bulunduğu cümlenin tamamı, “Avukatlık ücreti mahkemeler tarafından hükmolunacak şeyin değerinin yahut paranın veya sağlanan menfaatin %7’si olarak ödenecektir.” Şeklinde olup, bu düzenlemeyle avukatlık ücretinin kısaca “davanın müddeabihi” üzerinden ve %7 orana göre ödeneceğinin öngörüldüğünün, her iki tarafın gerçek iradesinin de bu yönde olduğunun kabulü gereklidir. Nitekim bir dava sonunda verilen hükümle, taraflardan birine doğrudan veya dolaylı olarak çeşitli menfaatler sağlanmış olsa bile, nispi vekalet ücretinin hesaplanmasında dikkate alınması gereken menfaat, doğrudan doğruya dava sonunda verilen karara dayanılarak elde edilebilecek bir edim olmalıdır. Somut olayda da, “teminat mektubunun nakde çevrilmesinin ve muarazanm önlenmesi” talepli söz konusu davada, davanın reddedilmesi ile birlikte davalı, 1.820.000.000 Dolarlık teminat mektubunu paraya çevirme hakkını kazanmış olacağından, davada müddeabihin değerinin de bu miktar olduğu kabul edilmelidir. Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararına dayanarak, başka davalar sonucu elde edilebilecek menfaatlerin de, “davanın müddeabihi” kapsamında değerlendirilmesi ise mümkün değildir. Gerçekten de söz konusu davanın tarafları arasında, yap-işlet-devret sözleşmesine dayanılarak açılmış olan başka davaların da mevcut olduğu, ayrıca sözleşmenin feshi nedeniyle, taşınmazın zilyetliğinin iadesi, ya da %48 seviyesinde yapılan imalatlar nedeniyle tazminat davası açılması ihtimalinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim söz konusu kararın temyizi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin de, “imalat bedeli ile ilgili dava açıldığı takdirde inşaat seviyesinin belirlenmesinin mümkün bulunmasına göre, yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddine” şeklindeki açıklamayla hükmü onadığı görülmektedir. Kaldı ki söz konusu davada, mahkemece davalıdan tahsiline hükmedilen, karar ve ilam harcı ile, vekalet ücreti de, 1.820.000,00 Dolarlık teminat mektubu esas alınarak belirlenmiş, kararın gerekçesinde de bu husus, “teminat mektubunun dava tarihindeki kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığı üzerinden davalı lehine ücreti vekalet takdir edilmiştir.” Şeklinde açıkça belirtilmiştir. Sonuç olarak açıklanan tüm bu nedenlerle, davacı avukatın talep etmiş olduğu vekalet ücreti, ücrete konu olan Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/695 esas sayılı davanın müddeabihi olan 1.820.000 Doların %7’si üzerinden belirlenmek suretiyle, belirlenecek bu miktar üzerinden hüküm kurulması gerekirken, mahkemece az yukarıda değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. H». 29.3.2011,2010/9663 – 2011/4743)

Davacılar, işe iade nedeniyle açılan davalar sonucunda kendilerini vekil olarak temsil eden davalının tahsil ettiği paradan fazla kesinti yaparak ödediği iddiası ile eksik ödenen bedelin tahsilini talep etmişler, davalı ise ödeme sonucunda ibralaştıklannı ve ödenen paranın Avukatlık Kanunu gereğince geri istenemeyeceğinden bahisle davanın reddini savunmuştur. Davanın temeli vekillik sözleşmesidir. (BK. 386. md.) Vekil müvekkilin talebi üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermeye ve bu cihetten dolayı her ne nam ile olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye mecburdur. (BK. 392. md.) Davada davacılar, davalının fazla kesinti yaparak kendilerine eksik ödeme yapıldığı iddiasına dayandığına göre, davalı vekil, davacılar adına kaç lira tahsil edildiği, bu miktardan neye yönelik hangi oranda kesinti yaptığı ve davacılara ne miktar ödediğini açıkça belirtmesi gerekir. Davalı her ne kadar davacılardan ibraname aldığını ve borcu olmadığını savunmuş ise de, davalının dayandığı belgede karşı taraftan ne kadar para aldığı ve davacılara ne kadar para verdiği belli olmasına rağmen tahsil edilen paradan ne için hangi oranda kesinti yaparak kendisinde kaldığı belirtilmemiştir. Olayın özellikle ve öncelikle güven ilişkisine dayalı bir meslek olan avukatlık mesleğinin yerine getirilmesi ile ilgili oluşu ve “onur, güven ve saygınlığın korunması ilkesinin” mesleğin temel ilkelerinden olması da dikkate alınarak ibraname olarak nitelendirilen bu belgenin bu haliyle ibraname olarak değil, bir makbuz olarak değerlendirilebileceğinden davalıyı hesap verme borcundan kurtarmadığı gibi davacıları da bağlamaz. Ayrıca bu olayda Avukatlık Kanunu’nun 163. maddesinde yer alan “ifa edilmiş sözleşme” durumu da söz konusu olamaz. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Davacılar ücretin %10 oranında, davalı ise %25 oranında olduğu iddiasındadırlar. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ücrete ilişkin 163 ve 164. maddeleri, vekil ile müvekkil arasındaki ücrete ilişkin düzenlemeleri getirmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda,
20.1.2004 tarihinde 5043 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmış ve Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrası değişikliğe uğramış ve “Avukatlık ücretinin kararlaştı- nlmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Böylece 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda sözleşme bulunmaması halinde ya da sözleşmenin belirgin olmaması, tartışmalı bulunması ya da sözleşmenin geçersiz sayıldığı hallerde ilamın kesin-leştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yirmisi arasındaki bir miktar avukatın emeğine göre verilmelidir. Olayımızda da geçerli olan bu düzenleme dikkate alınarak dosyada mevcut 18.12.2006 ve 22.7.2008 tarihli bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere, davacılar adma açtıkları iş davalarının kabulü ile davacıların işe iadelerine ve işe başlatıl- mamaları halinde ise tazminat ödenmesine karar verilmesi nedeniyle davalının vekalet görevini bihakkın yerine getirmesi, davacıların sayısal çokluğu ve davaların grup dava şeklinde oluşu da dikkate alınarak her bir davacının hak ettiği tazminat miktan üzerinden %15 oranında davalının avukatlık ücretine hak kazandığının kabul edilmesinin hak ve nesafet ölçülerine uygun olacağı anlaşılmıştır. Davacılarda yargılama sırasında bu oram kabul ederek taleplerini bu oram dikkate alarak ıslah etmişlerdir. O halde yukanda izah edilen hususlar yönünden gerektiğinde yeniden uzman bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, gerekçeli rapor alınmalı ve bunun sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece, açıklanan hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde bu talep yönünden davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 9.3.2011,2010/13726-2011/3560)

Davacı avukatm davalıların murislerinin vekili olarak 1999 tarihli vekaletname ile kadastro mahkemesindeki davalarını takip ederek, davalıların murisleri adına hissesi oranında tesciline 8.10.2004 tarihinde karar verildiği ve kararın 13.6.2005 tarihinde kesinleştiği, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanununa 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı yasa ile eklenen geçici 21. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından 8.2.2008 tarihinde iptal edildiğinden, avukatlık ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklara sözleşmelerin kuruldukları tarihte yürürlükte olan Avukatlık Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmayıp evvelce açılmış davaya 14.4.1993 tarihli vekaletname ile girildiği anlaşılmakla, bu tarihte yürürlükte bulunan ve 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4667 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki Avukatlık Kanununun 163/son maddesi uyarınca o tarihte yürürlükte bulunan AAÜT’nin hükümlerine göre ve sözleşme ilişkisinin kurulduğu tarihteki dava değeri üzerinden, davalıların murislerinin hissesi de gözetilerek davacının hak ettiği ücret yönünden hesaplama yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 9.12.2010, 2010/8962 – 2010/16536)

Davacı, davalı şirketin avukatı olduğunu, davalı şirketin davalarını ve icra dosyalarını takip ettiğini, bu işler için Av.Kan.164. madde ve A.A.Ü.T gereğince hak ettiği vekâlet ücretinin ödenmediğini ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır. Davacının davalı şirketin vekili olduğu konusunda bir uyuşmazlık yoktur. Taraflar arasında yazılı bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Davacının haksız azledildiği veya haklı istifa ettiği şeklinde bir iddia da ileri sürülmemiştir. Böyle olunca, taraflar arasındaki vekâlet ilişkisinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Bu durumda, davacı avukat, vekillik görevinin devam etmesi nedeniyle henüz sonuçlanmayan işlerden dolayı vekalet ücreti talebinde bulunamaz. Davacı, sadece sonuçlandırdığı işler yönünden vekâlet ücreti isteyebilir. Mahkemece, davacı avukatın sonuçlandırdığı işler yönünden hak ettiği vekalet ücretinin gerekirse uzman bilirkişi veya heyetinden rapor alınmak suretiyle hesaplanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 14.10.2010, 2010/2242-2010/13238)

Davacı, davalı şirketten 4.6.1998 tarihli vekaletname alarak hukuki hizmet verdiğini ve vekalet ücretinin tamamını ödemediğini ileri sürerek bu davayı açmış olup, taraflar arasmda yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yine davacının davalı şirket adına 14.12.2001 tarihinde 2001/841 esasta görülen dava ile dava açıp, takip ettiği ve 29.4.2005 tarihinde azledildiği de tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır.
Mahkemece, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre dava değeri üzerinden hesaplanan 15.786 TL.ndan talebe göre 10.000 TL.nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Ancak taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmadığına ve Avukatlık Kanu- nu’na 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı kanunla eklenen geçici 21. madde 8.2.2008 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiğine göre, davacı avukatın davalı adına hukuki hizmetin verildiği tarih esas alınarak, yürürlükte bulunan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 2.5.2001 tarih ve 4662 sayılı kanunla değişik 164. maddesi gereğince Ankara 8.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/841 Esas sayılı dosyasında harca esas dava değerinin %5-15 arasında Mahkemece takdir edilecek oranda bir vekalet ücreti ile hasma tahsil olunan yasal vekalet ücretinin takdiri gerekir. Mahkemece anılan yasa hükmü gözetilerek davacı avukatın hak ettiği vekalet ücreti tutan belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 15.7.2010, 2010/8829 – 2010/10613)

Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı tarafından, da-valılardan Ayten, Mürüvvet ve Türkan Şimşek’in vekili olarak diğer davalılara karşı açılan Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/595 esas sayılı dava dosyasında, tarafların ortak miras bırakanları İbrahim Şimşek’ten intikal eden taşınmazlarla ilgili olarak, taraflar arasında imzalanan “rızai taksim” sözleşmesinin, “gabin” nedeniyle iptali ile hisseleri oranında mirasçılar adına tapuya tescili talep edilmiş, aynı mahkemenin 2002/636 esas sayılı dava dosyasında ise, aynı şekilde ortak murise ait devredilen taşınmazlarla ilgili olarak, “muris muvazaası” nedeniyle davacıların (Ayten, Mürüvvet, Türkan) miras payları oranında tapunun iptali ile adlarına tescili talep edilmiş olup, vekalet ücret alacağına konu olan bu davalardaki müddeabihin değeri, her bir davaya konu edilen taşınmazlardaki davacılar Ayten, Mürüvvet ve Türkan Şimşek’in miras paylarının toplamı kadardır. Her ne kadar, Dairemize ait 2005/8141 esas 2008/4851 karar sayılı bozma ilamında, bu hususta bir açıklama yapılmamışsa da, bozma ilamının 3. sayfasındaki, “iki davanın müddeabihlerinin %5’i-15’i arasında belirlenecek bir ücreti isteyebilir.” cümlesindeki “müddeabihleri” ifadesi ile, davalara konu olan “tüm taşınmazların değeri” değil, tapu iptal ve tescili talep edilen, her bir dava için davaya konu edilen taşınmazlardaki davacıların (Ayten, Mürüvvet, Türkan) miras paylarının toplamının ifade edildiği kabul edilmelidir. Hükme esas alman, 17.5.2004 ve 24.12.2008 tarihli bilirkişi raporlarında ise, davacı avukatın alması gereken vekalet ücretlerinin, 2002/595 esas ve 2002/636 esas sayılı davaların her biri için, gerek davacıların (Ayten, Mürüvvet, Türkan), gerekse davalıların (Ahmet Şimşek vs.) miras paylarının toplamı olan tüm taşınmazların değerleri üzerinden hesaplanmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Davacı avukat tarafından takip edilen, Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2002/595 esas ve 2002/636 esas sayılı davalar, davacıların miras payları oranında taşınmazların tapularının iptali ile adlarına tescili taleplerine ilişkin olup, söz konusu bu davaların açılmasından önce, dava dışı üçüncü kişilere satılmış olan taşınmazlar, davaların müddeabihi kapsamında değildir. Nitekim bozmadan önceki ilk hükme esas alman
17.5.2004 tarihli bilirkişi raporunda da, davaların açılmasından önce üçüncü kişilere satılmış olan bu taşınmazların değerleri, davalara konu olan taşınmazlara ilişkin toplam değer hesabına dahil edilmemiştir. Buna rağmen, bozmadan sonra alman ve son hükme esas tutulan, 24.12.2008 tarihli bilirkişi raporunda ise, davaların açılmasından önce, dava dışı üçüncü kişilere satılmış olan taşınmazların değerlerinin de, müddeabih hesabına dahil edilmesi ve davacıya ödenecek vekalet ücretinin de, belirlenen bu müddeabih üzerinden hesaplanmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Davacı avukat tarafından takip edilen Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2002/595 esas sayılı davada, dava değeri 5.000.000.000 TL, 2002/636 esas sayılı davada ise dava değeri 2.000.000.000 TL olarak gösterilmiş olup, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken 1/4 miktarındaki karar ve ilam harcı da bu miktara göre hesap edilerek yatırılmıştır. Her ne kadar, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27. ve devamı maddeleri gereğince, dava değerlerinin tespiti ile peşin olarak yatırılması gereken 1/4 karar ve ilam harcının da, tespit edilecek dava değerlerine göre tamamlanması gerekirse de, her iki davada da, müddeabihin gerçek değeri üzerinden, başka bir ifade ile, tapu iptali ve tescili istenilen taşınmazların, davacıların miras paylarının toplamına isabet eden değerleri üzerinden, peşin olarak alınması gereken peşin karar ve ilam haremin tamamlanmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, ücrete konu olan her iki davada, harcı yatırılmayan gerçek dava değeri üzerinden, yargılama giderleri kapsamında bulunan yasal vekalet ücretine hükmedileme- yeceğinden, davacının birleştirilen dava ile talep etmiş olduğu, Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde düzenlenmiş olan, “karşı tarafa tahmili gereken” vekalet ücret alacaklarının da ancak peşin karar ve ilam harcı yatırılmış olan dava değerleri üzerinden tespit ve tahsiline karar verilmesi gerekirken, söz konusu davalarda eksik harç tamamlanmadığı halde ve az yukarıda 3. bentte açıklanan hususlar da gözardı edilerek, karşı tarafa tahmili gereken vekalet ücretlerinin, tüm taşınmazların gerçek değerleri üzerinden hesaplanmış olması da, ayrıca usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak, kısmi dava olarak açılan asıl davada, davacı tarafından Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinde vekil sıfatıyla takip edilen, 2002/595 esas sayılı dava dosyası nedeniyle 100.000 TL’nin, 2006/636 esas sayılı dosya nedeniyle de 10.000 TL’nin faizleriyle birlikte ödetilmesi talep edilmiş, mahkemece de bozmadan önceki ilk hükümde, sırasıyla, “33.126.688.000 TL’nin 3.9.2003 tarihinden itibaren, 100. 000.000 TL’nin ise, 29.9.2003 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı-lardan müteselsilen tahsiline” karar verilmiş, tarafların temyizi üzerine, diğer temyiz itirazları reddedilerek hüküm, “vekalet ücretinin, takip edilen davaların müddeabihlerinin %5’i ile %15’i arasındaki bir miktar üzerinden belirlenmesi gerektiği ve HUMK’nun 74. maddesine aykırı hüküm kurulduğu” gerekçeleriyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmakla, faiz başlangıcı yönünden davacı yararına usulü kazanılmış hak teşkil etmesi nedeniyle asıl davada talep edilen, 100.000.000.000 TLTik alacak miktarına 3.9.2003 tarihinden, 10.000.000.000 TL’lik alacak miktarına da 29.9.2003 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, açıklanan husus gözardı edilerek, bozmadan sonra hükmedilen söz konusu bu alacak miktarlarına da 23.3.2005 tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olması, kabul şekli bakımından usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 20.4.2010, 2009/11488 – 2010/5300)

Taraflar arasında, davacının, davalıları Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/368 esas sayılı dosyasında vekil olarak temsil etmesi hususunda 27.12.2006 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede davanın kazanılması halinde taşınmazın değerinin %10’u oranında vekalet ücreti ödeneceğinin kararlaştırıldığı, sözleşme uyarınca davacının, davalıları bahsi geçen davada vekil olarak temsil edip davayı sonuçlandırdığı, davalılar tarafından vekalet ücretine mahsuben davacıya 2.300TL ödendiği uyuşmazlık konusu değildir. Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/368 esas sayılı dosyasında davacılar Ahmet Levent Özlevent ve Salih Zeki Özlevent’in işbu davanın davalıları aleyhine tapuda davalılar adına kayıtlı taşınmazın 2/5 payının tapu kaydının iptali ile 1/5 ’er oranında adlarına tescili istemiyle dava açtıkları,30.1.2008 tarihli kararla davacı Salih Zeki Özlevent tarafından açılan davanın kanıtlanamadığından reddine, davacı Ahmet Levent Özlevent tarafından açılan davanın HUMK.nun 409. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın Yargıtayca onanarak kesinleştiği dosya kapsammdan anlaşılmaktadır. Davacı, davanın tamamının kazanıldığını ileri sürerek bakiye 10.900TL vekalet ücreti alacağının tahsili istemiyle eldeki davayı açmış, davalılar ise, davanın taşınmazın 1/5 oranındaki payı yönünden esastan sonuçlanmadığını, davanın tamamının kazanılmadığını savunarak taşınmazın 1/5 oranındaki payı yönünden nispi vekalet ücreti istenemeyeceğini savunmuşlardır. Mahkemece tapu iptali ve tescil davasına konu taşınmazın değerinin dava tarihi itibariyle 330.000TL olarak belirlendiği, 2/5 oranındaki vekalet ücreti alacağına esas taşınmaz değerinin 132.000TL olup sözleşmeye göre ödenmesi gereken vekalet ücretinin 13.200TL olduğu, davalıların ödediği 2.300TL’nin mahsubu ile davacının bakiye 10.900TL isteyebileceği gerekçesiyle bu miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi esasa ilişkin bir karar olmayıp uyuşmazlığı kesin olarak sonuçlandırmaz. Davacının kesin hüküm oluşmayacağı için yeniden dava açma hakkı vardır. Bu durumda taşınmazın 1/5 payı yönünden açılan davanın kazanıldığından söz edilemez. Davacı, bu kısımla ilgili olarak ancak maktu vekalet ücreti isteyebilir. Hal böyle olunca, mahkemece bu husus gözetilmeden yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 28.1.2010, 2009/10395-2010/768)

Davacı ile davalı arasında imzalanan 10.8.2005 tarihli ücret sözleşmesinde; davacı avukatın sözleşmenin imza tarihinden itibaren davalının bütün hukuki davalarının vekilliğini yürüteceği, bu işlerin gerçekleştirilmesi karşılığında aylık 500 YTL ve KDV. nin ödeneceği, ayrıca bir ücret ödenmeyeceği, karşı tarafa yükletilen vekalet ücretlerinin avukata ait olacağı ve sözleşme konusu çalışma ilişkisinin süresiz olacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Davacı avukat tarafından Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde davalı adına açtığı dava dosyasında avukatlığını yaptığı, bu davanın 21.12.2005 tarihli feragat beyanları ile sonuçlandığı tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Davacı, davalının davadan feragat etmesini istediğini, bunun üzerine yazılı talimat verilmesi ile feragat ve masraf, ücreti vekalet istemediğini, sözleşme gereğince karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücretinin ödenmesi gerektiğini iddia etmiş, mahkemece de, feragatin davalının bu talepleri nedeniyle gerçekleştiği hakkın özünden feragat edilmediği kabul edilmiş ve ayrıca sözleşme gereği karşı yana yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olacağı kararlaştırılmış ise de; feragat kesin hükmün sonuçlarını doğuran bir taraf işlemi olduğuna ve davacı işi sonuçlandırırken vekalet ücreti istemediğine, ve karşı yan aleyhine verilen bir vekalet ücreti de olmadığına göre, davacı ücrete hak kazanmamıştır. Bu durumda mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi dü-şüncelerle ve yazılı şekilde kabul kararı vennesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 16.7.2009, 2009/375-2009/9971)

Hükme esas alınan 24.3.2008 tarihli bilirkişi ek raporunda, Alanya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/867 E. sayılı dosyası için, adı geçen dava nedeniyle sözleşmede bulunan “red halinde 2.000 YTL ödenir.” Hükmü gereğince, 2.000 YTL vekalet ücreti hesabı yapılmış ise de, anılan dosyada davalının vaki feragati üzerine, davanın feragat nedeniyle reddedilmiş olması, sözleşmede sözü edilen ”867 sayılı davanın reddi halinde 2.000.000.000 TL vekalet ücreti ödenir.” Hükmünü kapsamadığından, bu dava nedeniyle yine sözleşmede kararlaştırılan 10.000.000.000 TL’nin ödetilmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde “davanın feragat nedeniyle reddi”nin, “davanın reddi” olarak kabul edilmiş olması, usul ve yasaya aykın olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 6.7.2009,2009/4895-2009/9330)

Davacı, davalıların da bulunduğu toplam 8 hissedarın avukatı olarak DSİ Genel Müdürülüğü aleyhine dava açıp takip etmiş ve vekalet ücretinin tahsili için yaptığı takibe itiraz eden davalılar aleyhine de eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, bozmadan önce verilen kararda, davalıların hissesine isabet eden vekalet ücretinin tahsiline karar verilmiş ve bu husus bozma kapsamı dışına tutulmuştur. O halde, hissedarlardan beş aleyhine dava açıldığına göre, takdir edilen toplam vekalet ücretinden davalıların hissesine isabet kısımları belirlenerek karar verilmesi gerekirken, tüm vekalet ücreti üzerinden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Yine davacı avukatın da kabulünde olduğu gibi, takip ettiği dosya alacağının bir kısmını uhdesinde tuttuğuna göre, vekalet ücreti alacağından davacı avukatın uhdesinde kalan miktarın da mahsup edilerek kalan miktara karar verilmesi gerekirken icra dairesince mahsup edilecek miktarın her zaman gözetileceği gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.6.2009, 2009/383-2009/8761)

Davacı, davalıdan 10.6.2003 tarihli vekaletname alarak hukuki hizmet verdiğini ve vekalet ücretinin tamamının ödemediğini ileri sürerek bu davayı açmış olup, taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı avukatın ihbar edilen dava dosyasına 20.6.2003 ve 10.10.2003 tarihlerinde beyan dilekçeleri verdiği, davacının vekili olarak banka aleyhine 16.10.2003 tarihinde icra takibi başlattığı ve 25.12.2003 tarihli ihtar ile azledildiği ve itirazın iptali davasının da başka avukat tarafından
26.12.2003 tarihinde açıldığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Mahkemece, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164/4 maddesine 5043 sayılı kanunla yapılan değişikliğe göre dava değerinin %10’u ile %20’si oranında avukatlık ücretinin tayini gerektiği gerekçe gösterilerek ve %10 takdir edilmek suretiyle karar verilmiştir. Ancak, avukatlık kanununa 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı kanunla eklenen geçici 21. madde 8.2.2008 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiğinden davacı avukata verilen vekalet tarihine ve hukuki hizmetlerin verildiği tarihlerde yürürlükte bulunan 1136 sayılı Avukatlık kanununun 2.5.2001 tarih ve 4662 sayılı kanunla değişik 164. maddesi gereğince %5-15 arasında bir vekalet ücretinin takdiri gerekir. Ancak mahkemece % 10-20 oranından asgari %10 tutara hükmedilip, davacı tarafça bu husus temyiz edilmediğinden davalı yararına kazanılmış hak teşkil edeceğinden takip edilen icra dosyası açısından %5 oran üzerinden vekalet ücretinin takdiri gerekirken mahkemece anılan yasa hükmü gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.6.2009, 2008/16359 – 2009/8371)

Davacı, 6. İcra Müdürlüğü’nün 2006/14184 Esas sayılı dosya alacağından dolayı üzerine haciz konulan Ankara-Çankaya 4. Bölge – Büyükesat imarın 2895 ada ve 11 parselde kayıtlı olan taşınmazın Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğündeki satış işlemlerini yapmak üzere davalıyı vekili olarak temsil etmiş, 4.9.2007 tarihinde de satışın yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece karara esas bilirkişi raporunda, Avukatlık Asgari
Ücret Tarifesi’nin üçüncü kısmına göre toplam 24.047.72 YTL ücreti vekalet hesaplanmıştır. Taraflar arasında ücreti vekalet sözleşmesi bulunmadığından ve davacı avukatın yaptığı işin niteliği gereği AAÜT’nin ikinci kısım birinci bölüm gereğince vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 17.6.2009, 2009/1541 – 2009/8334)

Davalının, alacaklısı olduğu 100.536.00 YTL’nin tahsili için davacı Avukata 1.10.2002 tarihli vekaletname verdiği, davacı Avukat tarafından borçlular aleyhine icra takibi başlattığı ve takibin itiraz üzerine durduğu, davalının borçluları ile 15.11.2002 tarihli ibraname ile haricen anlaşarak alacağını tahsil ettiği, davalı tarafından davacı avukatın 6.3.2007 tarihinde vekaletten azledildiği, azlin haklı olduğuna ilişkin davalı tarafından bir delil ibraz edilemediği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesinin de bulunmadığı uyuşmazlık konusu değildir. Bu nedenle azil tarihinde yürürlükte bulunan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164/4. Maddesi gereğince takip konusu senedin % 10-20 arasında bir vekalet ücretinin takdiri gerekir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda anılan yasa hükmü gözetilerek davacı avukatın hak ettiği vekalet ücreti tutarı belirlenmiş ise de, belirlenen miktardan %5 hak ve nesafet kuralı gereği indirim yapılmıştır. Bu şekilde indirim yapılarak avukatlık ücretinin belirlenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 4.3.2009, 2008/12655-2009/2809)

Davacı avukat, ödenmeyen vekalet ücreti nedeniyle başlattığı icra takibine vaki itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı gerek icradaki itirazında gerekse davadaki savunmalarında sözleşmelerin içeriğine karşı koymamış, hakkaniyet ölçülerine göre indirim talep etmiştir. Mahkemece, toplam 32.500.00 YTL olan vekalet ücretinin davacı avukatın davalıya hukuki yardımının değerinin hak ve nesafet kuralları düşünülerek %30 oranında indirim yapılmak suretiyle kabulüne karar verilmiştir. Davacı avukat ile davalı arasında 18.4.2007 tarihli 3 adet vekalet ücreti sözleşmesi düzenlendiği ve ödenecek ücretin belirli olduğu, davacının hukuki yardımı konusunda davalı tarafın herhangi bir itirazı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öyle olunca geçerli sözleşmeler gere-ğince ücretin belirlenmesi gerekir. Mahkemenin gerekçesinde belirttiği şekilde indirim yapılarak avukatlık ücretinin belirlenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 4.3.2009, 2008/12252 – 2009/2805)

Taraflar arasında yapılan “Avukatlık Ücret Sözleşmesi” başlığı altında yapılan sözleşmenin 7. maddesinde “Müvekkilin bu sözleşmenin akdinden sonra, vekalet vermemesi, dosyasını geri alması durumunda avukat sözleşmeyi haklı sebebe dayanarak bozabilir. Bu durumda, sözleşmede belirtilen ücretin tamamı avukatın ilk isteminde derhal ödenir.’’ Mahkeme davanın kabulüne ilişkin kararının gerekçesini sözleşmenin bu hükmüne dayandırmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunun 164. maddesi uyarınca “Avukatlık ücreti avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder”. Hukuki yardımda bulunmayan avukat avukatlık ücreti talep edemez.
Borçlar Kanununun 396. maddesi uyarınca “vekaletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir.” Bu hükme göre müvekkil vekile azletmek hakkından, vekil de istifa edebilmek hakkından önceden vazgeçemez. Anılan hükmün emredici olması nedeni ile buna bağlı olan ceza koşulu da geçersizdir.
Ne var ki, Avukatlık Kanununun 174. maddesinde ise “Avukatlık azli halinde ücretin tamamı verilir.” Bu hüküm de yasal ceza koşuludur. Avukat ve müvekkil arasındaki avukatlık sözleşmesi hukuki ilişkisinde BK.nun 396. madde hükmü uygulanmayıp Avukatlık Kanununun 174. maddesinin uygulanacağı açıktır. Dolayısı ile anılan 174. maddenin uygulanabilmesi halinde vekil eden ücretin tamamını ödemekle yükümlüdür. Ancak, Avukatlık Kanununun 174. maddesinin uygulanabilmesi için de avukatın hukuki yardımı yapması yahut ücrete hak kazanacak biçimde hukuki yardımının bir bölümünü sağlaması gerekir. Aksi halde, avukatın ücrete hak kazandığından sözedilemez. Zira, Avukatlık Kanununun 174. maddesi avukatın ücretinin teminat altına alınması amacını taşır. Henüz ücrete hak kazanmamış avukat 174. maddede yer alan “Ücretin tamamı verilir” hükmünden yararlanamaz. Taraflar arasındaki hukuki ilişkide Avukatlık Kanununun 174. maddesi uygulanmadığı takdirde ise BK.nun 396. maddesi uygulanmalı, henüz kendisine dava açılması talimatı ve vekaletname verilmeyen, dolayısı ile hukuki yardıma başlamayan davacı avukatın sözleşmenin anılan hükmünden yararlanarak ücreti talep hakkının varlığı kabul edilmemelidir.
Nitekim, Avukatlık Kanununun 165. maddesi uyarınca “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukata ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.” Görüldüğü üzere bu hükmün uygulanabilmesi açılmış bir dava olmasına bağlıdır. Avukatlık Kanununun avukatlık sözleşmesi başlığını taşıyan Il.kısım md.163 ve avukatlık ücretini tanımlayan 164, 165 ve anılan 174. maddenin 1.fıkrası birlikte yorumlanmalıdır. Böyle olunca sulh yahut anlaşma amacıyla feragat ve kabul halinde ücretin tamamından müteselsilen sorumlu olması için dava açılması; azil halinde “ücretin tamamı verilir” yasal cezai koşulun uygulanabilmesi için de hukuki yardımın başlaması; yani dava açma üstlenilmiş ise davayı takip için hukuki yardım amacıyla gerekli hazırlıkların tamamlanmış olması gerekir. So-mut olayda ise, avukatlık ücret sözleşmesinde izale-i şuyu davasının davacı avukat tarafından takip etmesi kararlaştırılmış ise de, vekaletname verilerek henüz davayı takip talimatı verilmediği anlaşılmaktadır. Olayda, 174. madde hükmünün uygulanması imkanı bulunmadığına göre, sözleşmenin anılan koşulu BK.396. maddesi uyarınca geçersizdir, davacı avukata avukatlık ücretini talep hakkını vermez. Davanın reddi gerekir. (Y. 3. HD. 27.5.2008, 2008/6473 – 2008/9508)

Taraflar arasında düzenlenen 12.6.2001 tarihli avukatlık ücreti sözleşmesi ile davacının, davalının vekili sıfatıyla Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/108 E. sayılı kamulaştırma bedelinin artırılmasına ilişkin davayı takip ederek sonuçlandırmayı üstlendiği, bunun karşılığında davalı tarafından da dava miktarının %30’u üzerinden avukatlık ücretinin ödenmesinin taahhüt edildiği, davacı avukat tarafından takip edilen söz konusu davanın 18.2.2003 tarihinde 14.602.016.483 TL bedel artınm ile sonuçlandığı, ne var ki davacının, 21.8.2002 tarihli bildirimle azledildiği, vekalet ücretinin tahsili için başlatmış olduğu icra takibine yapılan itiraz üzerine de eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesi, 15.6.2001 tarihli olup, uyuşmazlığın çözümünde 1126 sayılı Avukatlık Kanununun, 2.5.2001 tarihinde 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki, ancak 13.1.2004 tarihinde 5043 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükümlerinin uygulanması gereklidir. Anılan Yasanın 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164/2. maddesinde, “Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.” hükmü mevcut olup, taraflar arasındaki sözleşmede “dava miktarının %30’u” oranında avukatlık ücreti belirlenmesine ilişkin kararlaştırma, Yasada belirlenen %25 oranını aştığı için geçersizdir. Ne var ki aynı Yasanın 163/2. maddesinde ise “Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu Kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir…. Avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz.” hükmü mevcut olduğundan, Yasada öngörülen %25 oranını aşan sözleşmenin, tavan miktarı olan %25 oranında geçerli olduğunun kabulü ile vekalet ücretinin de bu orana göre belirlenmesi gerekir. Mahkemece, davanın kaybedilmesi halinde ödenecek ücret tutarının belirlenmediğinden bahisle, dava konusu vekalet ücret sözleşmesinin Avukatlık Kanununun 164. maddesi gereğince tümüyle geçersiz olduğu kabul edilerek, ücrete konu olan davanın hüküm tarihinde geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince davalı lehine hükmedilen miktar üzerinden hesaplanan vekalet ücretinin tahsiline karar verilmiş ise de, adı geçen Kanunun 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164. maddesinde, sözleşmenin geçerli sayılabilmesi için değişiklikten önce mevcut olan “başarıya göre değişme koşulu” kaldırılmış olup, yapılan bu değişiklikten sonra, 2.5.2001 tarihinden sonra düzenlenen avukatlık ücret sözleşmelerinde, ücretin nispi olarak belirlenmesi durumunda, sözleşmenin geçerli sayıla- bilmesi için, “başarıya göre değişen ücret belirleme zorunluluğu” kalmadığından, mahkemenin aksi yöndeki kabulünde isabet bulunmamaktadır. O halde mahkemece taraflar arasındaki avukatlık sözleşmesinde, dava miktarını %30’u olarak belirlenen vekalet ücretinin, tavan miktarı olan “dava miktarının %25’i” oranında geçerli olduğunun kabulü ile ücrete konu olan kamulaştırma bedelinin artırılmasına ilişkin davada davalı lehine hüküm altına alınan miktarın %25’i oranında tespit edilecek vekalet ücreti ile, kararda karşı tarafa yükletilen vekalet ücretinden davalının hissesine düşen 873.137.038 TL’nin toplamı üzerinden itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekalet ücreti üzerinden yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekirken, Dairemizce 6.3.2008 tarihli 2006/9528 E. 2008/3188 K. sayılı ilamında sehven, ücret sözleşmesinin tümüyle geçersiz olduğu, bu nedenle vekalet ücretinin de %5 – %15 arasında belirlenmesi gerektiği belirtilerek kararın bozulduğu bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmış olduğundan, davacının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemize ait 6.3.2008 tarihli 2006/9528 E. 2008/3188 K. sayılı ilamının kaldırılmasına, hükmün yukarıda açıklanan değişik nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (Y. 13. HD. 29.12.2008, 13013 – 15799)

Davacının dayandığı ücret sözleşmesinde vekalet ücreti maktuan 88.000.000 TL. olarak kararlaştırılmıştır. Avukatlık Kanununun 164. maddesi hükmü uyannca sözleşme belli bir miktarı kapsadığı için geçerlidir. Yüzde yirmi beşi aşmamak koşulu dava olunan veya hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesinin avukatlık ücreti olarak kararlaştırılması halinde uygulanabilir. Oysa az yukarıda belirtildiği üzere sözleşme belli bir miktan taşıdığı için Avukatlık Kanununun 164. maddesinin ikinci fıkrasının olayımızda uygulama yeri yoktur. Mahkemece sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile isteğin reddedilmiş olması bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.5.1996, 3964-4646)

Beğendim(0)Beğenmedim(0)

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*

eşya depolama