Ceza muhakemesinde işyükünün azaltılması amacıyla değişiklikler geliyor…

Ceza yargılamalarında işyükünün azaltılması ve alternatif çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi amacıyla hazırlanan “Ceza Muhakemesinde İş Yükünün Azaltılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” taslağı 10/07/2015 tarihinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına görüşe gönderildi.

Kanun Tasarısının Genel Gerekçesi

Maddi ceza hukuku normlarının oluşturulması; yargılama görevini yerine getirmek üzere, gerekli fiziki altyapısı ve yeterli yargı mensubu ile personeli sağlanmış mahkemelerin kurulması; çağdaş penoloji bilimine uygun bir ceza infaz sisteminin tesisi, iyi ve etkin işleyen bir ceza adalet sisteminin oluşturulması bakımından eşit dereceli öncelikler arasındadır. Böyle bir ceza adalet sisteminin kurulması günümüz hukuk devletlerinin temel amaçları arasında yer almaktadır. Toplumdaki uyuşmazlıkları en kısa sürede, en az masrafla, en etkili ve en tatminkar biçimde sonuçlandırmak amacıyla alternatif kurumlar kurulması da, bu amacın gerçekleştirimesi bakımından dünya genelinde teşvik görmektedir.

Ceza politikaları, “kuvvetli yan etkileri de bulunan bir ilaç” olarak tarif edilmektedir. Sadece genel önleme özelliğine bağlı olarak caydırıcılık fonksiyonuna odaklı bir cezalandırma politikasının, başta çocuk ve gençler olmak üzere kanunlarla ihtilafa düşen kişilerin, içine girme riski taşıdıkları suç işleme döngüsünü kırmaya yetmeyeceği bilinmektedir. Suç olgusu, temelde, bireyle toplum arasındaki bir sosyal çatışmaya dayandığından, esas olarak bu çatışmanın ortadan kaldırılması, çağdaş ceza politikalarının gerekleri arasında sayılmaktadır. Bu nedenle, ceza hukukunun suç işleyen kişilere yönelen özel dikkati, son çeyrek yüzyılda risk faktörü ve tedavi arayışları kavramlarıyla, önleme ve yeniden topluma kazandırma programlarını daha yaygın biçimde destekleme noktasına gelmiştir.

Kovuşturmanın mecburiliği ilkesine istisna oluşturan alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, belirli bir ceza eşiğinin altında kalan basit suçlarda, bir taraftan mağdurun haklarının korunması ve tatmini, diğer taraftan failin, eyleminin oluşturduğu haksızlık içeriğiyle yüzleşmesi ve bunu telafi etmesi imkanını sağlamaktadır. Hızlı ve maliyet-etkin çözümler üreten bu usuller, özellikle ilk kez suç işleyenlere bir şans tanıyarak, onların damgalanmasını önlemekte ve failin ceza muhakemesinin erken aşamalarında yeniden sosyalleşmesini kolaylaştırmaktadır. Basit suçlarda geleneksel dava yollarına karşı geliştirilen alternatifler, yargı mercilerinin her geçen gün artan iş yükünün hafifletilmesi amacına da hizmet ederek, daha vahim suçlar ve karmaşık davalarda ihtiyaç duyulan zaman ve mali kaynağa tasarruf sağlamaktadır.

Mahkemelerdeki iş yükü artışının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde öngörülen “makul sürede yargılanma hakkı” önünde büyük bir engel oluşturabileceğine çok erken tarihlerde dikkat çeken Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesinin 16 Eylül 1986 tarihli ve (86) 12 sayılı Tavsiye Kararında, uyuşmazlıkların mahkeme dışı çözümünü ve bunun için gerekli usullerin geliştirilmesi teşvik edilmiştir. Mağdurun menfaatlerinin korunması ve ihtiyaçlarının karşılanmasının, ceza adaletinin temel işlevlerinden biri olması gereğine değinilen (85) 11 sayılı Tavsiye Kararında da, bu amaçla geliştirilecek tedbirlerin, toplumsal kuralların kuvvetlendirilmesi ve faillerin ıslahı gibi ceza hukukunun “tecziye” dışındaki diğer amaçlarına ulaşılmasında yardımcı olacağına vurgu yapılmıştır.

Çocuk suçlarına karsı toplumsal tepkiler hakkındaki R (87) 20 sayılı Kararda, hükümetler, kovuşturmadan ayrılma ve uzlaştırma usullerinin geliştirilmesi amacıyla, mevzuat ve uygulamalarını gözden geçirmeye davet edilmiş; mağdurlara yardım ve mağdurluğun önlenmesi hakkındaki R (87) 21 sayılı Kararda ise, üye devletlere failler ve mağdurlar arasında uzlaştırma uygulamasını teşvik etmeleri önerilmiştir.

Keza, AK Bakanlar Komitesi, ceza adaletinin sadeleştirilmesi hakkındaki 17 Eylül 1987 tarihli ve (87) 18 sayılı Tavsiye Kararında, mahkemelere havale edilen ceza davalarının sayısındaki artışa işaretle, basit ve sıklıkla işlenen suçlarda, ceza soruşturmasına alternatif olabilecek çözüm yollarının kullanılmasını tavsiye etmiştir. Kararda, ithamda takdirilik ilkesi benimsenerek, suçun ciddiyetine, olayın özelliklerine ve tarafların şahsi hallerine bağlı olarak mahkeme dışı anlaşmalar ve sadeleştirilmiş usullerin uygulanmasındaki önem özellikle vurgulanmıştır.

Benzer tavsiyeler, Konseyin benzer içerikli başka kararlarında da istikrarlı biçimde yinelenmişir. Örneğin, toplumsal müeyyidelere ve tedbirlere iliksin Avrupa kuralları hakkındaki R (92) 16 sayılı Kararda, hürriyeti bağlayıcı cezalara alternatif tedbirler yoluyla faillerin toplum içinde ıslahının önemine, R (95) 12 sayılı, ceza adaletinin yönetimi hakkındaki Kararda ise, dekriminalizasyon (suç olmaktan çıkarma), depenalizasyon (müeyyide alanından çıkarma) veya kovuşturmadan ayrılma (saptırma, diversion), uzlaştırma ve ceza muhakemesinin basitleştirilmesi gibi tedbirlerin veya ceza adaleti sistemlerinin, dava sayılarındaki artıştan kaynaklanan istenmeyen gecikmeler, bütçe sınırlamaları ve artan toplumsal beklentilerin karşılanamaması gibi güçlüklerin aşılmasına sağlayacağı katkılara değinilmiştir.

Ceza adaleti sisteminin etkin işleyişindeki önem ve katkıları, pek çok başka uluslararası belge, bilimsel araştırma ve raporlarla teyit edilen geleneksel ceza yargısına alternatif yöntemler, günümüzde pek çok ülkede kapsamlı biçimde uygulanmaktadır. Ceza soruşturması ve kovuşturmasında “mecburilik ilkesi”ni benimsemiş Almanya, Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Estonya gibi ülkelerde dahi bu kural katı ve istisnasız biçimde uygulanmamaktadır.

“Kovuşturmanın mecburiliği” ilkesini “takdirilik” ilkesiyle yumuşatan “fail-mağdur uzlaştırması”, “kamu davasının veya duruşmanın açılmasının ertelenmesi”, “ceza pazarlığı” gibi farklı türdeki alternatif kurumlar, cezası belirli bir sürenin altında olan kasıtlı bir suçu ilk kez işleyen sabıkasız kişilerin, ceza infaz kurumlarının olumsuz ortamından uzak tutulması, devletin infaz külfetinden ve mahkemelerin iş yoğunluğundan kurtarılması amaçlarının yanı sıra cezanın genel ve özel önleme amaçlarını da gerçekleştirecek etkili birer ceza politikası aracı olarak bütün Avrupa ülkelerinde geniş ölçekte uygulanmaktadır.

Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun ve diğer ceza mevzuatının yürürlük ve uygulama döneminde sadece önödeme, ceza kararnamesi, şahsi dava, hapis cezalarının ertelenmesi veya seçenek yaptırıma çevrilmesi kurumlan bulunmaktaydı.

Yenilenen temel kanunları 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni ceza adaleti sistemimizde ise, şahsi dava ve ceza kararnamesine yer verilmemiş, geleneksel muhakeme yollarına veya cezalandırmaya alternatif usul ve yöntemler olarak; önödeme, uzlaşma, kamu davasının açılmasının ertelenmesi, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar, hapis cezalarının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırkılması kurumları düzenlenmiştir.

Başlangıçta, suça sürüklenen çocuklara özgü bir usulî güvence ve ayrıcalık olarak 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda düzenlenen kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseseleri, 19/12/2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununa taşınarak, yetişkinler bakımından da tatbik imkanına kavuşmuş, yine aynı Kanunla yeniden düzenlenen uzlaşma kurumu yürürlükteki mevcut şeklini almıştır. 5560 sayılı Kanun değişikliğinden sonra, kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseseleri bakımından uygulanacak erteleme ve denetim süreleri dışında suça sürüklenen çocukların, yetişkinlere nazaran bir ayrıcalığı kalmamıştır. Keza, yine aynı Kanunun getirdiği değişikler, uzlaşma kurumunun kapsamını da suça sürüklenen çocuklar bakımından daraltmıştır. Diğer yandan, 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunla hükmün açıklanmsının geri bırakılması müessesesinin kapsamı genişletilmiştir.

Ceza adaleti sistemimizde yer alan tüm bu alternatif yöntemler, kovuşturmanın mecburiliği ilkesine istisna oluşturan uygulamalardır. Ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulmasını Devletin ceza siyasetiyle ilgili gören Anayasa Mahkemesi, 12/3/2009 tarihli ve 2007/14 E., 2009/48 K. sayılı Kararında, kanun koyucunun Anayasanın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, soruşturma ve yargılamaya uygulanacak yöntemlerin belirlenmesinde takdir yetkisine sahip olduğunu vurgulamıştır. 01/10/2009 tarihli ve 2006/106 E, 2009/124 K sayılı Kararında Mahkeme, yargının işleyişinin etkinleştirilmesi amacıyla başvurulan alternatif çözüm yollarının, uyuş­mazlıkların daha kısa sürede ve daha az masrafla sonuçlandırılması, gizliliğin korunması ve mahkemelerdeki iş yükünün hafifletilmesi gibi sağladığı faydalara işaret etmiş, benzer değerlendirmelerin yer aldığı uzlaşmayla ilgili 3/4/2013 tarihli ve 2013/20 E., 2013/50 K. sayılı Kararında ise, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının kapsamına girecek suçların belirlenmesinin, anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğunu belirtmiştir.

Yeni Türk ceza adaleti sisteminin on yıllık uygulama sonuçları, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına ilişkin sistemin aksayan yönleri ile bu doğrultuda alınması gereken tedbirleri görünür hale getirmiştir. 2005 yılından 2015 yılına, yıl içinde yeni gelen soruşturma dosyası sayısı % 40 oranında artmış, yıl içinde yeni açılan kamu davası sayılarında anlamlı bir artış izlenmemiştir. Bununla birlikte, geleneksel muhakeme usulüne alternatif yöntemlerin iş yükünün azaltılmasında beklenen etkiyi sağlamakta yetersiz kaldığı görülmektedir. Önödemenin kapsamının oldukça dar olduğu ve uzlaşmanın sisteme katkısının oldukça sınırlı kaldığı uygulamacılar tarafından da sıklıkla ifade edilmektedir. Öte yandan, çocuk adalet sistemimizin muhakeme alternatifleri konusundaki mevcut düzenlemelerinin çocuklar yararına genişletilmesi yönünde tavsiyeler yapılmaktadır.

2014 yılında ülke genelinde toplam 7.038.223 ayrı eylem sebebiyle toplam 3.470.733 soruşturma dosyası açılmış, yapılan soruşturmalar neticesinde 3.219.415 ayrı eylem sebebiyle toplam 1.486.296 dava dosyası ceza mahkemelerinin önüne gelmiştir. Sözü edilen bu soruşturma ve kovuşturmalar sürecinde özellikle önödeme, uzlaşma ve kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair karar sayıları oldukça düşük bir seyir göstermiştir. Diğer bir ifadeyle, bu alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin ceza adalet sisteminin iş yükü üzerinde etkisi çok sınırlı seviyede olmuştur. 2014 yılında, önödeme kapsamında kalan suçların toplam suç sayısına oranı binde bir düzeyinde olup, sadece 770 dosya önödeme nedeniyle sistem dışına çıkartılmıştır. Yıl içinde düzenlenen iddianamelerdeki suçların %35’i uzlaşma kapsamında kalmasına karşın, uzlaşmayla sonuçlanan dosya sayısı ancak 8.998 olmuştur. Keza, aynı yıl içinde kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilen suç sayısı yok denilecek kadar azdır.

İstatistiklerdeki değinilen bu düşük seyir, bir taraftan sözü edilen kurumların kapsamı içinde bulunan suç türlerinin sayıca az olmasından, diğer taraftan bu kurumların uygulanmasını kısıtlayan yahut etkinliğini azaltan usul hükümlerinden kaynaklanmaktadır.

Değinilen gerekçeler, on yılın tecrübesi üzerine alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ile kovuşturmadan ayrılma usullerine ilişkin mevcut usul hükümlerinin bütüncül bir perspektifle yeniden ele alınması zaruretini ortaya koymuştur. Nitekim, aynı dönem içinde, Almanya, İtalya ve Fransa gibi ülkeler, uygulama sonuçlarına dayalı olarak, ceza muhakemesi sistemlerinde yer alan benzer kurumları geliştirmek veya yeni usullerle mahkeme dışı çözüm yollarının alanını genişletmek amacıyla mevzuatlarını yenileme ve değiştirme yolunda pek çok adım atmışlardır.

Tasarıyla, yukarıda özetlenen tablo, uygulamadan gelen talep ve öneriler ile günümüz çağdaş ceza adaleti sistemlerinin genel yönelimi dikkate alınarak, hukukumuzdaki önödeme, uzlaşma ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumları, bu kurumlardan beklenen hukukî ve sosyal faydayı sağlama amacıyla yeniden ele alınmaktadır. Bu çerçevede, “cezasızlık” sonucunu engelleyici usulî güvenceler gözetilerek kapsam genişletilmekte, bu kurumların etkinliğini azaltan veya uygulama başarısını düşüren bazı usul hükümleri yeniden düzenlenmektedir. Örneğin, mevcut uygulamada salt bir usulî zorunluluk olarak başvurulan ve tarafların uzlaştırılması fırsatları iş yükü baskısı altındaki Cumhuriyet savcılarınca doğal olarak yeterince değerlendirilemeyen uzlaşma, ismi de “uzlaştırma” biçiminde değiştirilerek, bir dava şartı olmaktan çıkarılmakta; buna mukabil, uzlaştırma girişiminde bulunulması bakımından elverişli olduğuna karar verilen dosyaların, bu işle ilgili olarak kurulacak idarî bir birime devri öngörülerek, iş yükü baskısından kaynaklandığı değerlendirilen uygulamadaki isteksizliğin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Diğer taraftan, alternatif çözüm yöntemlerinin kapsamı bakımından, yetişkinlerle çocuklar arasındaki mevcut “eşitliğin” adil sonuçlar doğurmadığı gözetilerek, Tasarıyla bu eşitlik çocuklar lehine bozulmakta ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumlarının kapsamı suça sürüklenen çocuklar için genişletilmektedir.

Tasarının öngördüğü en önemli yenilik, basit suçlarda, muhakeme sürecinin gereksiz formalitelerden arındırılmasını sağlayacak olan yeni bir usulün, “basit yargılama” adıyla ceza adaleti sistemimize kazandırılmasıdır. Anglo-Amerikan sistemindeki “ceza veya dava pazarlığı” usulünden esinlenen benzer muhakeme araçları, “kovuşturmanın mecburiliği” ilkesini benimseyen Almanya ve İtalya, “takdirilik ilkesi”ni takip eden Fransa başta olmak üzere pek çok Avrupa Konseyi üyesi ülkede uygulanmaktadır. Alman Ceza Muhakemesi Kanununun 417 ilâ 420 nci maddelerinde yer alan “hızlandırılmış muhakeme” ve 257c maddesinde yer alan “mahkeme ile muhakeme sujeleri arasında uzlaşma”, Fransız Ceza Usul Kanununda düzenlenen “itiraf duruşması” başlıca örnekler arasındadır. Failin ikrarına, “kovuşturma mecburiyeti” ilkesine istisna oluşturan hukukî bir sonuç bağlayan bu usuller, sadece adalet sistemini zorlayan iş yükü baskısını hafifletme amacına değil, işlenen basit suçlara hızlı ve etkili bir karşılık verilerek bozulan kamu düzeninin sağlanmasına da hizmet etmektedir.

Tasarıyla ayrıca, Avrupa Konseyinin “Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi”ne uyum amacıyla Türk Ceza Kanununun bazı hükümleri değiştirilmektedir. İnternet ve bilgisayar ağları aracılığıyla işlenen suçlara ilişkin ilk uluslararası sözleşme olan belge, Ülkemiz adına 10/11/2010 tarihinde imzalanmış, 22/04/2014 tarihli ve 6533 sayılı Kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve 2/5/2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Özellikle bilgisayar bağlantılı sahtecilik, çocuk pornografisi ve güvenlik ağlarının ihlali konularını içeren bu Sözleşmeye taraf olmakla Ülkemiz, Avrupa Konseyi çerçevesinde oluşturulan ortak hukuk sistemine sanal ortamda işlenen suçlarla mücadele alanında da dahil olmuş ve mevzuatımızı Sözleşme hükümleriyle uyumlu hale getirme yükümlülüğümüz doğmuştur.

Öte yandan, Tasarıda Cumhuriyet başsavcılıkları ile ceza mahkemelerinin iş yükünü azaltacak diğer bir kısım yasal tedbirlere yer verilmiş ve uygulamada ortaya çıkan bazı uygulama farklılıkları ile sorunları giderici hükümler düzenlenmiştir.

Bu amaçla Tasarı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda değişiklikler öngörmektedir

Ceza Mahkemesi Kararlarının temyizi yine harca tabi olacak…

31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla, ceza yargılamasında istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurabilmek için harç ödenmesi öngörülmüştür. Ancak, Anayasa Mahkemesi 20/10/2011 tarihli ve 2011/54 E., 2011/142 K. sayılı ve 1/11/2012 tarihli ve 2011/64 E., 2012/168 K. sayılı kararlarıyla, kanun yolu başvurularından alınacak harçlar yönünden, ödeme gücü olmayanlara etkili adli yardım sağlayacak bir sistemin düzenlenmediğini ve adli yardıma ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümlerinin, anılan harçlar bakımından uygulanmasını sağlayacak herhangi bir atıf yapılmadığını gerekçe göstermiş ve söz konusu hükümleri Anayasanın 2 ve 36 ncı maddelerine aykırı görmüştür.

Tasarının 1. ve 2. maddesinin kabulü halinde, ceza mahkemesi kararlarının temyizi için de harç uygulanmaya yeniden başlanacaktır. Tasarının madde gerekçesinde, yargı mercilerine yapılacak itiraz, istinaf ve temyiz yolu başvurularında harç alınmasıyla yargılamayı uzatmaya yönelik olarak yapılan başvuruların önlenmesi ve bu suretle yargı mercilerindeki iş yükünün azaltılmasının amaçlandığı belirtilmiştir.

Önödemenin kapsamı genişletiliyor…

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Önödeme başlıklı 75. maddesinde “…Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı üç ayı aşmayan suçların faili;”şeklinde düzenlenen kanun maddesi, “yukarı sınırı iki yılı aşmayan suçların faili” şeklinde değiştiriliyor.

Madde gerekçesi:

Günümüzde suç işleme oranının ve çeşitliliğinin artması karşısında, bozulan kamu düzeni düzeyi dikkate alınarak, suçlara ilişkin önemli önemsiz ayrımının yapılabilmesi gibi düşüncelerle benimsenmiş bir müessese olan “önödeme”, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlük döneminde geniş bir uygulama alanı bulmuş ve büyük iş yükü altında bulunan mahkemelerimiz yönünden yararlı etkileri olmuştur. Kıta Avrupası ceza adaleti sistemlerinde de, değişik şekil ve koşullarla uygulanan bu kurumun kapsamı, Türk Ceza Kanununda oldukça sınırlı tutulmuş ve 75 inci maddesi uyarınca anılan Kanundaki sadece üç ayrı suç önödeme kapsamında yer almıştır. 2014 yılında ülke genelinde yürütülen soruşturmalara konu suçların yaklaşık binde biri maddenin uygulama sahasına girmiştir.

Kapsamının genişletilmesi halinde kurumun adalet sistemimize yapabileceği olumlu katkılar ve bu doğrultuda uygulamadan gelen öneriler dikkate alınarak Tasarıyla, önödeme uygulanabilecek suçların belirlenmesinde kabul edilen “üç ay”lık sınır, “iki yıl”a çıkarılmaktadır.

Diğer yandan, Tasarıyla yapılan değişiklikle uzlaşma kurumunun kapsamının, “mağduru belirli bir gerçek kişi olan suçlar”a göre belirlenmesi, önödeme kurumunun uygulama sahası bakımından dolaylı bir sınırlama getirmektedir. Önödemede, uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç tutulmuş olduğundan, mağduru belirli bir gerçek kişi olan suçlarda, diğer koşullar bulunsa dahi önödeme uygulanamayacaktır. Örneğin, basit yaralama, tehdit ve hakaret gibi suçlar için kanunda öngörülen hapis cezalarının üst sınırı iki yılın atında olmasına rağmen, mağduru ancak belirli bir gerçek kişi olabilen ve Tasarıyla uzlaştırmanın kapsamına dahil edilmesi öngörülen bu suçlarda şüpheliye önödeme teklif edilemeyecek, sadece uzlaştırma usulünün uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilecektir. Belirli bir mağdura karşı işlenen suçların önödeme kapsamı dışında tutulması, mağdurun haklarının korunması ve zararının karşılanması amacına dayanmaktadır.

Öte yandan, maddeye eklenen altıncı fıkrayla önödemenin; kasıtlı suçlardan mükerrir olanlar, itiyadî suçlular ve suçu meslek edinenler tarafından işlenen suçlar ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ve kamu görevlileri tarafından görev sebebiyle işlenen suçlar bakımından uygulanmayacağı hükmü getirilerek, ceza adaleti bakımından kabul görmeyecek bir “cezasızlık algısının” önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

Uyuşturucu kullananları tedaviye sevk amacıyla sağlık görevlilerinin bu gibi durumlarda suçu bildirme yükümlülüğü kaldırılıyor.

Kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının, işlendiğini öğrendikleri suçları ihbar etme yükümlülüklerinin bulunması ve bu yükümlülüğe uymayanlar hakkında, statülerine göre Türk Ceza Kanununun 279 veya 280 inci maddeleri uyarınca soruşturma ve kovuşturma yapılması, uyuşturucu kullananların özellikle bağımlıların tedavi amacıyla resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına bizzat müracaat ederek tedavi yolunu seçmelerini engellediğinden, Kişinin, tedavi amacıyla resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurduğunda, bir cezai müeyyideye muhatap olacağını düşünerek, tedaviden sarfı nazar edebildiği. ayrıca, sağlık mesleği mensuplarının, uyuşturucu kullanan kişiler bakımından varlığı kabul edilen ihbar yükümlülükleri dolayısıyla hasta-hekim arasındaki güven ilişkisi zedelendiği gerekçesiyle, uyuşturucu madde kullanan ancak tedavi olarak bağımlılıktan kurtulmak isteyenler yönünden Türk Ceza Kanununun 192 nci maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm ile, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişinin, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini istemesi halinde, kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının Türk Ceza Kanununun 279 ve 280 inci maddeleri uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmayacağı düzenlenmektedir.

Sadece çocuk görüntüsü değil, animasyon görüntüleri ve sesler de ceza kapsamına alınıyor.

T.C.K’nın “müstehcenlik” başlıklı 226. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişi” ibaresi, tasarı ile, “…müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları, temsili çocuk görüntü ve seslerini veya çocuk gibi görünen kişileri kullanan kişi” şeklinde değiştiriliyor.

Maddeyle, “Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi”ne uyum sağlamak amacıyla Türk Ceza Kanununun 226 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılarak, müstehcen ürünlerin üretiminde çocukları kullanmanın yanı sıra, çocuk görünümü taşıyan kişiler veya çocukların animasyon görüntüleri veya seslerinin kullanılması da suçun maddi unsurları arasına alınmaktadır.

Sözleşmenin 9 uncu maddesinde, çocuk pornografisinin dijital üretimi, bulundurulması ve dağıtımının çeşitli yönleri suç olarak tanımlanarak, çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarda alınan koruyucu önlemler güçlendirilmeye çalışılmıştır. Çocuğa gerçekten zarar verilmese ve gerçek bir çocuk söz konusu olmasa bile, çocukları bu tür fiillere teşvik edebilecek ya da ayartabilecek ve böylece çocuklara kötü muameleye izin veren bir alt kültürün oluşmasına katkıda bulunabilecek davranışlar engellenmek istenmekte, bu nedenle yaptırıma bağlanmaktadır.

Diğer yandan, benzer fiiller Almanya, Fransa ve Amerika Birleşik Devletlerinde de suç olarak düzenlenmiştir.

Bilişim sistemine sadece hukuka aykırı olarak girenler değil, bunu izleyenler de cezalandırılacak…

Türk Ceza Kanunu’nun “Bilişim sistemine girme” başlıklı 243. maddesinin 1. bendinde yer alan ” Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren ve orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.” hükmünün kapsamı genişletilerek, “Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir. Sisteme girmeksizin verilerin izlenmesi halinde de bu fıkraya göre ceza verilir.” şeklinde değiştiriliyor.

Gerekçede, Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin 3 üncü maddesine uyum amacı ile getirilen düzenlemeyle,  Telefon, faks, e- posta ya da dosya transferi şeklindeki bütün elektronik veri transferleri, bu çerçevede korunması amaçlanan veri iletişiminin gizliliği kapsamında kaldığı, yasadışı araya girme eylemlerinin, temelde bilişim sistemlerine girilmeksizin işlenen fiillerden olduğu. bu doğrultuda Sözleşmeye uyum amacıyla Türk Ceza Kanununun 243 üncü maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılmak suretiyle, sisteme girmeksizin verilerin izlenmesi de birinci fıkradaki suçun maddi unsurları arasına alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan, maddeye eklenen dördüncü fıkrayla suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı hale getiriliyor..Böylece, somut olayın özelliklerine göre mağdurun iradesi dâhilinde failler bakımından ortaya çıkması muhtemel orantısız, telafisi güç zarar ve sonuçların da engellenmesi amaçlanıyor.

Bilişim Sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçunun cezası ağırlaşıyor…

244. maddenin 1. bendinde 1 yıldan 5 yıla kadar olan ceza, 3 yıldan yedi yıla kadar,

2. bendinde altı aydan üç yıla kadar olan ceza bir yıldan beş yıla kadar şeklinde arttırılıyor.

Gerekçeye göre, maddeyle, Türk Ceza Kanununun 244 üncü maddesinde değişiklik yapılarak, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme eylemleriyle ilgili cezalar caydırıcılığın sağlanması ve bu suçlarla etkin mücadele edilebilmesi amacıyla artırılmaktadır.

Diğer yandan, Sözleşmenin 7 nci maddesinde, klasik anlamdaki evrakta sahtecilik suçuna paralel bir şekilde bilişim ortamında saklanan verilerde sahtecilik yapılmasının da cezalandırılması öngörülmektedir. Bu doğrultuda maddeye beşinci fıkra eklenerek, ikinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle oluşturulan verilere dayalı olarak sahte belge düzenlenmesi halinde, ayrıca belgede sahtecilik suçlarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı öngörülmektedir.

Düzenlemeyle hukuki işlem ve belgeleri de kapsayan hukuki ilişkiler açısından önemli olabilecek dijital verilerin güvenliği ve güvenilirliği sağlanmak istenmektedir. Bu suretle Sözleşme hükümleriyle uyum sağlanmaktadır.


Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda, suç sebebiyle sağlanan menfaatin değeri göz önünde bulundurularak, verilecek cezada indirim yapılabilmesi imkânı getiriliyor…

Tasarı madde metnine göre, 245. maddeye eklenen “Sağlanan menfaatin değeri göz önünde bulundurularak, bu fıkraya göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.” hükmüyle, suçtan sağlanan menfaatin çok düşük olduğu durumlarda adaletin sağlanabilmesi ve fiil-ceza orantısını bozan uygulamaların önüne geçilebilmesi için hakime cezada yarı oranına kadar indirim yapabilmesi konusunda takdir yetkisi tanınıyor…

Yasak cihaz veya programlar kullananlar dikkat!

Bilişim suçları ile bilişim sistemleri araç kılınarak işlenen suçlarla etkin ve caydırıcı bir şekilde mücadele edebilmek için hazırlık hareketi niteliğindeki bu tür eylemlerin suç ve ceza politikaları bakımından sınırlandırılması ve yaptırıma bağlanmasında yarar görüldüğü, maddeyle, Türk Ceza Kanununa ”Yasak cihaz veya programlar” başlıklı 245/A maddesi eklenmek suretiyle, bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; münhasıran bir bilişim suçunun işlenmesi için tasarlanması veya uyarlanması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran faillerin cezalandırılması öngörülülüyor.

Tasarıda ayrıca, 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun, davanın nakli (M.19), tedbirlere uymama (m.112), Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi (m.139) Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Tazminat istemi (m.141), İddianamenin iadesi gibi hususlarda değişiklikler yer alıyor…

CEZA MUHAKEMESİNDE İŞ YÜKÜNÜN AZALTILMASI AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

MADDE 1- 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına (i) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bent buna göre teselsül ettirilmiştir.

“j) Ceza yargılamasında resen kanun yolu incelemesine tabi hükümler ile Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekil tarafından yapılan kanun yolu başvuruları,”

MADDE 2- Harçlar Kanununun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen (1) Sayılı Tarifesinin “(A) Mahkeme Harçları:” Bölümünün “IV. Temyiz, istinaf ve itiraz harçları” Kısmının (b), (f), (g) ve (h) bentleri aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“b) Yargıtay ceza dairelerine yapılacak temyiz başvurularında 136 TL

  1. Bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerine yapılacak istinaf yolu başvurularında 75,50 TL
  2. İdari yaptırımlar konusunda sulh ceza hâkimliğince verilen son karara karşı itirazen yapılacak başvurularda 30 TL
  3. İcra mahkemelerinin kararlarına karşı itirazen yapılacak başvurularda 30 TL”

MADDE 3- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ancak, tedavi ve koruma amacıyla kurumda geçirecek süre; ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda üç yıldan, on yıl ve daha uzun süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda ise bir yıldan az olamaz.”

MADDE 4- Türk Ceza Kanununun 75 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkrasında yer alan “üç ayı” ibaresi “iki yılı” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(6) Bu madde hükümleri;

  1. Kasıtlı suçlardan mükerrir olanlar,
  2. İtiyadî suçlular ve suçu meslek edinenler,
  3. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar,

ç) Kamu görevlileri tarafından görev sebebiyle işlenen suçlar,

bakımından uygulanmaz.”

MADDE 5- Türk Ceza Kanununun 192 nci maddesinin dördüncü fıkrasına “makamlara” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya sağlık kuruluşlarına” ibaresi ve aynı fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279 ve 280 inci maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz.”

MADDE 6- Türk Ceza Kanununun 226 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına “çocukları” ibaresinden sonra gelmek üzere “, temsili çocuk görüntü ve seslerini veya çocuk gibi görünen kişileri” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 7- Türk Ceza Kanununun 243 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve” ibaresi “veya” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya aşağıdaki cümle ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Sisteme girmeksizin verilerin izlenmesi halinde de bu fıkraya göre ceza verilir.”

“(4) Bu maddede yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır.”

MADDE 8- Türk Ceza Kanununun 244 üncü maddesinin;

  1. Birinci fıkrasında yer alan “bir yıldan beş yıla” ibaresi “üç yıldan yedi yıla” şeklinde değiştirilmiştir.
  2. İkinci fıkrasına “var olan verileri” ibaresinden sonra gelmek üzere “elde eden veya” ibaresi eklenmiş ve fıkrada yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “bir yıldan beş yıla” şeklinde değiştirilmiştir.
  3. Üçüncü fıkrasında yer alan “yarı” ibaresi “bir katı” şeklinde değiştirilmiştir.
  4. Dördüncü fıkrasında yer alan “iki” ibaresi “üç” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(5) İkinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle oluşturulan verilere dayalı olarak sahte belge düzenlenmesi halinde, ayrıca belgede sahtecilik suçlarına ilişkin hükümler uygulanır.”

MADDE 9- Türk Ceza Kanununun 245 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Sağlanan menfaatin değeri göz önünde bulundurularak, bu fıkraya göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.”

MADDE 10- Türk Ceza Kanununa 245 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Yasak cihaz veya programlar

Madde 245/A- Bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; bu Bölümde yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için münhasıran tasarlanması veya uyarlanması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.”

MADDE 11- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 19 uncu maddesinin başlığı “Davanın ve duruşmanın nakli” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(3) Mahkeme, fiili sebepler veya güvenlik gerekçesiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına karar verebilir.”

MADDE 12- Ceza Muhakemesi Kanununun 112 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Tutukluluk için öngörülen azami sürenin dolması nedeniyle adli kontrol uygulanarak salıverilenler hakkında da bu madde hükmü uygulanır.”

MADDE 13- Ceza Muhakemesi Kanununun 139 uncu maddesinin yedinci fıkrasının

  • bendinin (1) numaralı alt bendinin başına “Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 14- Ceza Muhakemesi Kanununun Birinci Kitabının Dördüncü Kısmının Yedinci Bölümünün başlığı “Suç Soruşturması ve Kovuşturması Nedeniyle Tazminat” şeklinde değiştirilmiş; 141 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiş; dördüncü fıkrasına “savcılarına” ibaresinden sonra gelmek üzere “, görevin kötüye kullanıldığının tespitinden itibaren” ibaresi ve aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“l) Soruşturma ve kovuşturma aşamaları makul süre içinde sonuçlandırılmayan,”

“Rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan dairede görülür.”

MADDE 15- Ceza Muhakemesi Kanununun 142 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, dördüncü fıkrasında yer alan “mahkeme,” ve “mahkemece,” ibareleri sırasıyla “daire,” ve “dairece,”, beşinci fıkrasında yer alan “Mahkeme,” ibaresi “Daire,”, altıncı fıkrasında yer alan “mahkeme” ve “hakimlerinden” ibareleri sırasıyla “daire” ve “üyelerinden”, yedinci fıkrasında yer alan “Mahkeme,” ibaresi “Daire,”, sekizinci fıkrasına yer alan “istinaf” ibaresi “temyiz” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(2) Suç soruşturma ve kovuşturmaları nedeniyle açılacak tazminat davaları,

  1. Adli yargı ilk derece mahkemesi hakim ve Cumhuriyet savcıları ile bölge adliye mahkemeleri ceza dairesi başkanları, üyeleri ve burada görev yapan Cumhuriyet savcılarının karar ve işlemlerinden dolayı bölge adliye mahkemelerinin ilgili ceza dairesince,
  2. Yargıtay başkan ve üyelerinin karar ve işlemlerinden dolayı Yargıtay ilgili ceza dairesince,

ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Bölge adliye mahkemesince verilen kararlara karşı Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine; Yargıtay’ın ilgili ceza dairesince verilen kararlara karşı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna temyize başvurulabilir.”

“(9) Tazminat davaları nedeniyle dairece hükmedilecek vekalet ücreti üçyüz liradan az olmamak üzere tazminat miktarından fazla olamaz.”

MADDE 16- Ceza Muhakemesi Kanununun 143 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “mahkemeden” ibaresi “daireden” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 17- Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; üçüncü fıkrasında yer alan “uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı kalmak üzere” ibaresi madde metninden çıkarılmış, aynı fıkranın (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (d) bendine “uğradığı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilen” ibaresi ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.

“(2) Cumhuriyet savcısı, adli para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının üst sınırı iki yılı aşmayan suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, üçüncü fıkrada sayılan hususların gerçekleşmesi durumunda kamu davasının açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesine karar verir. Suçtan zarar gören veya şüpheli bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir.”

” a) Şüphelinin kasıtlı bir suçtan mükerrir veya itiyadî suçlu ya da suçu meslek edinen kişilerden olmaması veya fiilin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemesi,”

” e) Suçun kamu görevlisi tarafından görev sebebiyle işlenmemiş olması,”

MADDE 18- Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “veya uzlaşmaya” ve “veya uzlaşma” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.

MADDE 19- Ceza Muhakemesi Kanununun 232 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Hükmün gerekçesi,” ibaresi “Hükmün gerekçesi ve varsa karşı oy gerekçesi” şeklinde ve beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(5) Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan, hâkim ölür veya herhangi bir sebeple imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hâkimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur.”

MADDE 20- Ceza Muhakemesi Kanununa 250 nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“Basit yargılama

Madde 250- (1) Üst sınırı beş yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı tarafından basit yargılama usulü uygulanabilir.

  • Cumhuriyet savcısı veya kolluk, şüpheliyi, basit yargılama usulü ve basit yargılama sonucunda verilebilecek yaptırımlar hakkında bilgilendirir ve hakkında bu usulün uygulanmasını isteyip istemediğini sorar.
  • Bu usulün uygulanabilmesi için;
  1. Suçun şüpheli tarafından işlendiği hususunda yeterli şüphe bulunması,
  2. Şüphelinin işlediği iddia edilen fiili gerçekleştirdiğini Cumhuriyet savcısının huzurunda kabul etmesi,
  3. Şüphelinin kasıtlı bir suçtan mükerrir veya itiyadî suçlu ya da suçu meslek edinen kişilerden olmaması,
  4. Şüphelinin bu yargılama usulünü kabul etmesi,

şarttır.

  • Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında basit yargılama usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder. Soruşturma evrakına eklenen talep yazısında üçüncü fıkrada belirtilen şartların gerçekleştiği açıkça belirtilir.
  • Mahkeme, üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiğine kanaat getirmesi durumunda; aşağıdaki yaptırımlardan birine veya birkaçına hükmeder:
  1. Suç için kanunda öngörülen cezanın alt sınırının yarısını geçmemek kaydıyla bir yıla kadar hapis cezası.
  2. Suçun karşılığında seçimlik ceza olarak hapis ve adlî para cezası öngörülmesi halinde, yüzseksen güne kadar adlî para cezası.
  3. Karşılığında hapis ve adlî para cezasının birlikte öngörüldüğü suçlarda, (a) bendi hükmüne göre sadece hapis cezası.
  4. Yukarıdaki bentlere göre hükmolunan hapis cezasının ertelenmesi.
  5. Otuz günden az ve yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere, belirlenen gün karşılığında kamuya yararlı bir işte çalışma.
  6. Otuz günden az ve bir yıldan fazla olmamak üzere, belirlenen bir süreyle bir konut veya bölgede denetim ve gözetim altında bulundurulma.
  7. Otuz günden az ve bir yıldan fazla olmamak üzere, belirlenen bir süreyle belirli yer ve bölgelere gitmeme.
  8. Otuz günden az ve bir yıldan fazla olmamak üzere, belirlenen bir süreyle, belirli mercilere düzenli olarak başvurma.

ı) Suçun işlenmesi suretiyle ortaya çıkan zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi.

  1. Otuz günden az ve bir yıldan fazla olmamak üzere, belirlenen bir süreyle, suçun işlenmesiyle bağlantılı meslek veya sanatın icrasının yasaklanması.
  2. j) Otuz günden az ve bir yıldan fazla olmamak üzere, belirlenen bir süreyle, suçun işlenmesiyle bağlantılı ehliyet veya ruhsatın geri alınması.
  • Mahkeme kararını dosya üzerinden verir. Ancak, gerek görmesi halinde faili dinleyebilir. Mazeretsiz olarak gelmeyen fail, basit yargılama usulünden vazgeçmiş sayılır ve genel hükümlere göre soruşturma yapılması amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
  • Mahkemenin, yüklenen fiilin fail tarafından işlendiğine veya üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiğine kanaat getirmemesi durumunda genel hükümlere göre soruşturma yapılması amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
  • Beşinci fıkra hükmüne göre hükmolunan ceza sonuç ceza olup, bu cezada herhangi bir sebeple artırım veya indirim yapılamaz.
  • Hükmolunan yaptırımın sonradan ortaya çıkan ve sanığın elinde olmayan şartlar sebebiyle yerine getirilmesinin imkânsızlaşması veya önemli ölçüde güçleşmesi durumunda, yaptırım değiştirilebilir.
  • Hükümlü, hakkında hükmolunan beşinci fıkranın (e), (f), (g), (h) ve (ı) bentlerindeki yaptırımların gereğini yerine getirmemekte ısrar etmesi halinde, on günden iki aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır.
  • Basit yargılama usulünün herhangi bir sebeple uygulanamaması durumunda, bu maddede düzenlenen usulün uygulanması amacıyla sanığın yüklenen fiili gerçekleştirdiğini kabul etmesine ilişkin beyanı delil olarak kullanılmaz. Buna ilişkin bilgi ve belgeler Cumhuriyet savcısı tarafından dosyadan çıkartılır.
  • Uzlaştırma kapsamına giren suçlarda, dosyanın uzlaştırmaya gönderilmemesi veya uzlaştırmanın başarısız olması durumunda basit yargılama usulü uygulanabilir.”

MADDE 21- Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Uzlaştırma

Madde 253- (1) Uzlaştırma, tarafsız bir kişinin yardımıyla uyuşmazlığın gönüllü olarak çözülmesi için, mağdur ve failin iletişim kuracağı bir süreci ifade eder.

  • Yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı beş yılı aşmayan ve mağduru belirli bir gerçek kişi olan suçlar bakımından uzlaştırma yoluna gidilebilir.
  • Kasıtlı bir suçtan mükerrirler, itiyadi suçlular ve suçu meslek edinen kişiler veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından uzlaştırma hükümleri uygulanmaz.
  • Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun fail tarafından mağdura karşı işlendiği hususunda yeterli şüphe bulunması durumunda, Cumhuriyet savcısı öncelikle uzlaştırma usulüne başvurup başvurmayacağını değerlendirir. Mağdur ve failin yakın ilişki içinde olduğu veya yakın mahalde yaşadığı durumlarda uzlaştırma usulü öncelikli olarak dikkate alınır. Fail veya mağdurun uzlaştırmanın uygulanmasını talep etmesi durumunda, Cumhuriyet savcısı uzlaştırma sürecini başlatmak zorundadır.
  • Uzlaştırma usulüne başvurulması durumunda soruşturma dosyası adalet hizmetleri şube müdürlüğü bünyesinde kurulan uzlaştırma bürosuna gönderilir. Bu bürolar, Adalet Bakanlığı tarafından sertifika verilmiş kişiler arasından bir uzlaştırmacı görevlendirir. Uzlaştırma bürosu bulunmayan yerlerde bu görevlendirme Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Görevlendirilen bu uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve uygun görülen belgelerin birer örneği verilir, soruşturmanın gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğu hatırlatılır. Uzlaştırma anlaşmasının yerine getirilmesini takipten uzlaştırma büroları, büroların bulunmadığı yerlerde Cumhuriyet savcılığı sorumludur.
  • Uzlaştırmacı, uzlaştırma teklifinde bulunmak, uzlaştırma müzakerelerinin güvenli bir ortamda gerçekleşmesini sağlamaktan sorumludur. Uzlaştırmacı, dosya kendisine verildikten itibaren en geç kırkbeş gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır.
  • Uzlaştırma sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine tevdi edilen belgelerle birlikte uzlaştırma bürosuna veya büro olmayan yerlerde Cumhuriyet savcısına verir. Tarafların uzlaşmaları durumunda rapora bu durumu tespit eden yazılı anlaşma da eklenir. Uzlaştırma bürosu, soruşturma dosyasını, raporu ve yazılı anlaşmayı derhal Cumhuriyet savcısına gönderir.
  • Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, Cumhuriyet savcısı, anlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığını ve hukuka uygun olduğunu belirlerse, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verir. Uzlaşma neticesinde hazırlanan anlaşmanın yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması halinde, anlaşmanın gereklerinin yerine getirilmesine kadar soruşturmanın durmasına karar verir. Durma süresince zamanaşımı işlemez. Durma kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, soruşturmaya devam edilir; yerine getirilmesi durumunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Anlaşmanın gereklerinin yerine getirilmesi halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır.
  • Uzlaştırma müzakereleri gizli olup, içeriği hiçbir şekilde açıklanamaz; herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
  • Cumhuriyet savcısı tarafından dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderildiği tarihten, dosyanın Cumhuriyet savcısına yeniden gönderildiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.
  • Dosyanın uzlaştırmaya gönderilmemesine veya uzlaştırma girişiminin başarısız olmasına rağmen, fail ve mağdur anlaştıklarını gösteren belge ile hükmün verildiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısı veya mahkemeye başvurarak uzlaşmanın gerçekleştiğini beyan edebilirler. Suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun, uzlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığının ve anlaşmanın hukuka uygun olduğunun tespit edilmesi durumunda; Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına, mahkeme davanın düşmesine karar verir.
  • Uzlaştırma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından görülebilir.
  • Gönüllü olarak hizmet verenler hariç olmak üzere, uzlaştırmacıya Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı ücreti yargılama giderlerinden sayılır. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır.
  • Uzlaştırmacının nitelikleri, görev ve sorumlulukları, uzlaştırma teklifi ve nasıl yapılacağı, uzlaştırma müzakerelerin nasıl gerçekleşeceği ve kimlerin katılabileceği, uzlaştırma müzakerelerinin yapılacağı yer, uzlaştırma anlaşması, anlaşmanın içeriği ve anlaşmanın yerine getirilmesinin izlenmesi ve uzlaştırmacı tarafından hazırlanacak rapor gibi konulara ve uzlaştırmanın uygulanmasına ilişkin diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”

MADDE 22- Ceza Muhakemesi Kanununun 254 üncü maddesinin birinci fıkrasına “göre,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Cumhuriyet savcısı tarafından yapılması gereken işlemler” ibaresi eklenmiş ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, anlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığını ve hukuka uygun olduğunu belirlerse, davanın düşmesine karar verir. Uzlaşma neticesinde hazırlanan anlaşmanın yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması halinde, anlaşmanın gereklerinin yerine getirilmesine kadar durma kararı verir. Durma süresince zamanaşımı işlemez. Durma kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, kovuşturmaya devam edilir; yerine getirilmesi durumunda düşme kararı verilir.”

MADDE 23- Ceza Muhakemesi Kanununun 277 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından” ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.

MADDE 24- Ceza Muhakemesi Kanununun 297 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından” ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.

MADDE 25- Ceza Muhakemesi Kanununun 324 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“(6) Hükmün yargılama giderlerine ilişkin kısmına karşı itiraz yoluna başvurulabilir. Ancak, hüküm hakkında temyiz veya istinaf kanun yoluna başvurulması halinde, açıkça belirtilmesi koşuluyla, yargılama giderleri de hükümle birlikte incelenir.

  • Bir mahkemenin veya hâkimliğin hüküm veya kararlarına karşı bu Kanun veya diğer kanunlar gereğince başvurulan kanun yolunun harca tabi olması durumunda mahkeme veya hâkim, başvuranı bu harcı ödemekten muaf tutabilir. Başvuran, harcı ödeyebilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri sunmak zorundadır. Talebin reddine ilişkin karara karşı itiraz edilebilir.
  • Bir mahkemenin veya hâkimliğin kararına karşı başvurulan kanun yolunun harca tabi olması durumunda, kanun yoluna ilişkin başvuru süresi içinde harç ödenmediği takdirde talep reddedilir. Bu karara karşı itiraz edilebilir.”

MADDE 26- 3/7/2005 tarihli 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Çocuğa yüklenen suçtan dolayı Ceza Muhakemesi Kanunundaki koşulların varlığı halinde, adli para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının üst sınırı beş yılı geçmeyen suçlardan dolayı kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir.”

MADDE 27- Çocuk Koruma Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına “halinde,” ibaresinden sonra gelmek üzere “hükmolunan üç yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları bakımından” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 28- 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Hukuk davaları ve idari davalar nedeniyle tazminat

Madde 46- (1) Adli ve idari yargıda görülen hukuk davaları ile idari davalarda, kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri de dahil olmak üzere hakimler ve savcıların verdikleri tüm kararlar ve yaptıkları her türlü işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.

  • Davaların makul sürede bitirilememesi nedeniyle de Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir.
  • Devlet ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkim ve savcılara, görevin kötüye kullanıldığının tespitinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.”

MADDE 29- Hukuk Muhakemeleri Kanununun 47 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

” Madde 47- (1) Devlet aleyhine açılan tazminat davaları,

  1. Hukuk davalarına ilişkin adli yargı ilk derece mahkemesi hakimleri veya bölge adliye mahkemeleri hukuk daireleri başkan ve üyelerinin karar ve işlemlerinden dolayı bölge adliye mahkemelerinin ilgili hukuk dairesince,
  2. Hukuk davalarına ilişkin Yargıtay başkan ve üyelerinin karar ve işlemlerinden dolayı Yargıtay ilgili hukuk dairesince,
  3. İdari yargı ilk derece mahkemesi hakimleri veya bölge idare mahkemesi başkan ve üyelerinin karar ve işlemlerinden dolayı bölge idare mahkemesinin ilgili dairesince,

ç) Danıştay başkan ve üyeleri ile savcılarının karar ve işlemlerinden dolayı Danıştay ilgili dairesince,

ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür.

  • Bölge adliye ve idare mahkemelerince verilen kararlara karşı Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesine veya Danıştay’ın ilgili dairesine; Yargıtay veya Danıştay ilgili dairelerince verilen kararlara karşı ise ilgili genel kurula temyize başvurulabilir.
  • Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan dairede görülür.”

MADDE 30- 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(7) Bu suç bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;

  1. 133 üncü maddesindeki şirket yönetimi için kayyım tayini,
  2. 135 inci maddesindeki iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,
  3. 139 uncu maddesindeki gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,

ç) 140 ıncı maddesindeki teknik araçlarla izleme,

tedbirleri uygulanabilir.”

geçici MADDE 1- Hakim ve Cumhuriyet savcılarının sorumluluğuna ilişkin Devlet aleyhine açılacak tazminat davalarına Ceza Muhakemesi Kanununun 142 nci maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanununun 47 nci maddesine göre bakmakla görevli mahkeme ve daireler, bölge adliye mahkemeleri ile bölge idare mahkemeleri faaliyete başlayıncaya kadar, Ceza Muhakemesi Kanununun 142 nci maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanununun 47 nci maddesinin bu Kanunla değiştirilmeden önceki hükümlerine göre belirlenir.

MADDE 31- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 32- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
PaylaşShare on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Google+0

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*

3 + 4 =


pendik escort
kartal escort
umraniye escort
Atasehir escort
istanbul escort
pendik escort