Bozulan hukuk sistemimiz değil, insanlığımız…

Bir Türk, İsveçli bir kadınla evlenip, İsveç’te yaşamaya başlar. Tatil için Türkiye’ye gelme planı yaparlar. Bizim Türk, eşinin bir haftalık doktor raporu alması durumunda, İsveç’ten 5.000 Frank alabileceğini öğrenince, hemen bir plan yapar ve Türkiye’de rapor almanın sorun olmadığını, Türkiye’de doktordan rapor alıp, İsveç’te bu parayı alabileceklerini eşine anlatır.

Eşin verdiği tepki: “Ama ben hasta değilim ki!” olur.

Türk: “Biliyorum ama rapor alıp parayı alacağız işte, havadan 5.000 frank fena mı” der.

Eş hala şaşkındır. Tepkisi – “Niye böyle bir şey yapalım ki? şeklinde olur. Bizimki, eşini ikna edemeyeceğini anlar ve ısrar etmekten vazgeçer.

İsveç devleti, vatandaşının, hasta olduğuna dair rapor getirmesi halinde, raporun gerçekliğini dahi sorgulama ihtiyacı duymadan, vatandaşına güvenip, 5.000 frank gibi bir ödemeyi kayıtsız şartsız yapmaktadır.

İsveç Vatandaşı, hasta değil iken, rapor alıp, devletten bu parayı almayı, hakkı olmadığını düşünüp aklının ucundan bile geçirmemektedir.

İsveçte, bir doktorun, hasta olmadığı halde, vatandaşa, hastaymış gibi rapor vermesi gibi bir olasılık dahi bulunmamaktadır.

Bir de bizdeki duruma bakalım…

Türkiye’de, devlet, vatandaşına, böyle bir ödeme yapmaz. Yapacak olsa da, ne vatandaşına, ne de doktor raporuna itibar etmez. Çünkü bilir insanların bu durumu gelir kaynağı olarak kötüye kullanabileceklerini…

Vatandaş, böyle bir imkan verilse, hasta olmadığı halde, türlü yalanlarla, hastaymış gibi, bu parayı alabilmek için çaba gösterir. Gerekirse doktoru bağlar, sahte rapor alır.

Doktor, hasta olmadığı halde, eşine, dostuna, yakınına rapor vermekte bir sakınca görmez…

Bu basit hikaye bile, anlayana, aslında  çok fazla şey anlatıyor…

insanlik

Bizim asıl sorunumuz, hukuk sisteminin bozulmuş olması değil, malesef insanımızın bozulmuş olması. Bizler, rahat yaşamak uğruna, kendi kişisel hak ve özgürlüklerimizin, başkalarının hak ve özgürlüklerinin başladığı noktada bittiğini gözardı edip,  yeri geliyor, emniyet şeridini ihlal ediyor, yeri geliyor, başkalarına ait olan şeylere göz dikiyoruz.

Hep anlatırlardı anadolu insanının misafirperverliğini… Hangi kapıyı çalarsan çal, “tanrı misafiri” dediğinde, yatacak yer, yiyecek ekmek sağlandığını, hiç tanımadıkları birine bile misafir muamelesi yapıp iyi davranıldığını… Şimdi gidip bir kapı çalın bakalım, kaç hane size tanrı misafiri muamelesi yapar?

Misafir muamelesi yapmayı bir yana koyun, tatil için bisikletle Türkiye’ye gelen turistlere bile tecavüz olaylarını dahi gazetelerde okur, haberlerde duyarsınız…

Zamanın birinde, Osmanlı padişahlarından biri, tebdili kıyafet ile halkın içine karışır… Esnafın birine girer ve bir kilo pirinç, bir kilo bulgur ister. Esnaf, pirinci verir fakat bulgur için: Komşum henüz siftah yapmadı, bulguru da ondan alıverseniz ” deyince padişah duygulanır ve içinden ” Benim halkım böyle olduğu müddetçe, bizim sırtımız yere gelmez” der…

Kurtuluş savaşı yıllarında, günlerdir savaş alanına giderken yolda açlıktan bitap düşmüş olan ordu,  bir meyve bahçesinin yanından geçer. Ancak askerlerden bir tanesi dahi, karnını doyurmak için meyve koparmaya dahi yeltenmez. Durumun farkında olan komutanın gözleri dolar…

Bu hikayelerin benzeri durumlar günümüzde yaşansa ne olurdu sizce ?

Biz söyleyelim; Esnaf, pirinci de bulguru da kendisi verir, komşusunun siftah yapıp yapmadığı umurunda bile olmaz. Hatta öyle ki, içinden ” iş yapamasa da kapatıp gitse, meydan tamamen bana kalsa” diyenler dahi çıkar.

Meyve bahçesi örneği için ise,  ağaçlarda, ordu geçtikten sonra bir tane sağlam meyve bulabilene aşk olsun.

Ne misafirperverliğimiz kaldı, ne de karşımızdakine saygımız. Herkes, kısa yoldan para kazanmak derdinde. Kendi menfaatlerimizi düşünüp, hiç kimseyi umursamaz olduk. Hak yemek, öylesine doğal bir hale geldi ki, hak yemeyenlere saf gözüyle bakar olduk.

İnsanlar birbirlerine olan saygısını bu derece yetirmişken, herkes bu derece kendi menfaatlerini düşünürken, hukuki ihtilafların bu kadar fazla olması kadar doğal bir durum da düşünülemez.

Adil yargı elbette ki önemli. Ancak bundan daha da önemlisi, başkalarının hakkına göz dikmeyen, kendi hakkıyla yetinmeyi bilen, toplum olarak yaşadığının  ve bunun bir takım sorumlulukları olduğunun farkında olan insanlar yetiştirebilmek. O yüzden, bize göre, eğitim sistemi, adalet sisteminden çok daha büyük bir öneme sahiptir…

Bir çok ünlü psikolog, insanların karakterini belirleyen unsurların, kalıtsal olmadığını, çocuğa ne verilirse, nasıl davranılırsa, ne öğretilirse, çocuğun da bunu aldığını, dolayısı ile aynı çocuğun, farklı eğitimlere tabi tutularak hırsız da bilim adamı da olabileceğini savunmaktadırlar. Jesuits “Bana yedi yaşından küçük bir çocuk verin ve size olacağı adamı göstereyim” demekle,  bir çocuğu alıp istedikleri şeye dönüştürebileceğini ifade etmiştir.

Aile içinde ahlaki değerlere ilişkin anne baba tarafından çocuğa verilecek eğitimin, kalifiye öğretmenlerle okul eğitimi ile desteklenmesi halinde, daha saygılı, daha adil insanlar yetiştirmek mümkün. Bu da, daha az hukuki sorun anlamına gelecektir.

Aksi taktirde,  siz istediğiniz kadar büyük adliyeler, cezaevleri yapın, istediğiniz kadar hakim alın, hukuki ihtilafların önü arkası kesilmeyecektir. Meselenin çözümü, köküne inmekten ibarettir. Bu kökün de bizi götürdüğü yer “eğitim” olmaktadır.

Bizim ömrümüz bunu görmeye muhtemelen yetmez.  Ancak üzerimize düşenleri yaparak, bizden sonrakilere daha huzurlu bir ortam bırakabilmemiz elbette ki mümkün. Bu noktada bireyler olarak bize düşen, özeleştiri yapabilmeyi, karşımızdakilere saygı duymayı ve adil olmayı öğrenmek, daha da önemlisi bunu çocuklarımıza öğretmektir. Aksi halde, mevcut durumda olduğu gibi, İsviçre’den, Almanya’dan, İtalya’dan kanunları alıp, sözde bizim toplumumuza uyarlayıp, yasama organının kendi menfaatleri doğrultusunda düzenleyip meclisten geçirdiği torba yasalarla yamalı bohça haline gelmiş hukuk sisteminden adaletin tecellisini bekler dururuz…

Herkes birbirine adil olsa ve hiç bir hukuki ihtilaf yaşanmayan bir toplum haline gelebilsek, biz avukatlar, cübbelerimizi asmaya ve başka mesleklerle uğraşmaya çoktan hazırız.

YeniBelge 116_1

14640cookie-checkBozulan hukuk sistemimiz değil, insanlığımız…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*