İşi erbabına "Avukata" bırakın…

İnsanlar arasında yaşanabilecek hukuki ihtilaflar, öylesine uçsuz bucaksızdır ki, bir insanın tüm bunları bilip kendini bizzat savunabilmesi fiilen mümkün değildir. Bu noktada, savunma sanatları konusunda eğitim alan avukatlar devreye girmekte, hak arayışlarında, müvekkillerini savunma aracı olarak dillerini ve kalemlerini kullanmaktadırlar.

Hukuk fakültesinde, hukuki bilgi ile donandıktan sonra, bu bilgilerini, önlerine gelen her bir hukuki ihtilafa uyarlayıp, gerek duruşmalarda sözlü olarak yapacakları savunmalar ile dilleriyle, gerekse mahkemeye yazılı olarak sunacakları dilekçeler ile kalemleri ile yerine getirirler.

Savunma sporlarında, tüm savunma hareketlerini bilmek, gerekli ise de, yerinde ve zamanında kullanılmadıkça, teorik bilgi, hiç bir anlam ifade etmez. Rakibin size karşı yapmış olduğu bir hamlede, yumruğu savuşturmak için gerekli yöntemi biliyor olsanız da, zamanlama hatası yaparsanız, o yumruktan kaçamaz, suratınızın ortasına darbeyi alırsınız.

Avukatlıkta da bu husus böyledir. Teoriyi istediğiniz kadar iyi bilin, okuldan istediğiniz derece ile mezun olun, savunmanızı doğru zamanda yapmanız gerekir. Kesin süreyi kaçırdıktan sonra verilen bir dilekçe, yapılan savunma, özellikle hukuk mahkemelerinde, hiç bir anlam ifade etmez…

Savunma sanatlarında, formda kalabilmek için, devamlı surette antreman yapmak gerekir. Avukatların antremanı ise, güncel hukuki gelişmeleri, yasa ve içtihat değişikliklerini takip etmek suretiyle olur.

Önleyici hukuk hizmeti almak, ileride doğabilecek hukuki ihtilaflara karşı, önünüze koruyucu kalkan olarak hukuku bilen avukatları almak gibidir. Müvekkil, bunun faydasını iki noktada görür;

1- Önünde hukuki kalkan olduğunu görüp müvekkile sataşan pek olmaz.

2- Olursa da, mücadeleyi müvekkille değil, hukuku bilen avukatla yapmak zorunda kalırlar.

Birinin, size kavga için meydan okuduğunu ve bu meydan okumayı kabul etmekten başka şansınız bulunmadığını varsayalım. Size bizzat dövüşmek yerine, uygun bir ücret karşılığı sizin adınıza dövüşecek birini seçme hakkı da tanınmış olsa, bizzat mı dövüşürdünüz yoksa bu iş için yıllarca eğitim almış, dövüş sanatlarında uzmanlaşmış birini mi yerinize dövüştürürdünüz?

Karşı tarafa da aynı hakkın verildiğini ve karşı tarafın profesyonel bir dövüşçü ile anlaştığını düşünürsek, o kavgadan dayak yemeden çıkma ihtimaliniz yok denecek kadar azdır.

YeniBelge 115_1

Davalar da aslında bir bakıma böyledir. Avukatlar, yıllarca edindikleri hukuki bilgiyi, mesleki tecrübeyi, müvekkilleri adına kullanmak için donanmışlardır.

Peki sizin adınıza dövüşecek kişiyi seçerken nelere dikkat etmeniz gerekir?

Eğer bu bir boks müsabakası ise, gidip en iyi güreşçiyi de tutsanız, olumlu sonuç almanız pek mümkün olmaz. Dolayısı ile yapmanız gereken, müsabakanın türüne uygun dövüşçüyü bulmak olmalıdır. Ticari davalarda uzman bir avukata, iş mahkemesinde görülecek davada vekalet vermek de bunun gibidir.

Sanmayın ki her avukat, tüm hukuki ihtilaftan anlar. Avukatlar da yeri gelir avukat tutarlar…

Usul hukuku kuralları, müsabaka kuralları gibidir. Eğer bir müsabakada, kuralları doğru şekilde bilmiyorsanız, daha maçın sonunu getiremeden diskalifiye olur, belki de kazanabileceğiniz rakibinize karşı maçı kaybedersiniz. Örneğin bir boks maçında, karşı taraf kural hatası yaptığında, hakem duruma siz bir şey söylemeden müdahale eder. Ancak mahkemelerde durum bundan farklıdır.Çoğu zaman, karşı tarafın usul hatasını görüp, hakime bizzat sizin bunu göstermeniz gerekir.

Bu yüzdendir ki avukatlık mesleği, dosyada rapor düzenleyen bilirkişiyi, hüküm verecek hakimi, gerek yazılı, gerek sözsel ifadelerle, yasal yollarla ikna edebilme üzerine kurulu bir savunma sanatıdır.

Hukuk bilgisi, ikna kabiliyeti, muhakeme yeteneği, iletişim becerisi olanlar, meslekte, meslektaşlarına oranla daha öne çıkmakta, dolayısı ile daha başarılı olmaktadırlar.

Bazı hukuk sistemlerinde, müvekkil tarafından parası ödendikten sonra, avukatın “Ben bu davaya bakmam” deme lüksü bulunmamaktadır. Oysa bizim hukuk sistemimizde, istediğiniz kadar varlıklı olun, istediğiniz ücreti ödeyin, avukatı davaya bakmaya zorlayamazsınız. Dolayısı ile, müvekkil ne kadar varlıklı olursa olsun, müsabakaya kendi adına çıkacak kişiyi seçme hakkı var ise de, bu hakkı sınırsız değildir.

Her işi bizzat yapmaya, her sorunu bizzat çözmeye çalışmak, bazen insanlar için çok daha maliyetli olabilir. Küçük bir masrafla giderilebilecek bir tesisat sorununu, bizzat yapmaya kalkışıp, başınıza çok daha büyük masraflar çıkarmasına sebebiyet verebilirsiniz. Hatta daha da ötesi,  uygun bir ücret karşılığı işi bilen ustasına yaptırıp kurtulabileceğiniz bir elektrik sorununu, bizzat çözmeye kalkışıp, hayatınızı kaybetmeniz de olası. Hukuki ihtilaflarda, davayı kaybedince, hayatınızı kaybetmezsiniz belki. Ancak yıllarca yapmış olduğunuz birikimi, işi ustasına bırakmamış olmanız sebebiyle yitirebilirsiniz.

Yeri gelir, ihtilafın çözümü, sizin düşündüğünüz kadar zor olmayabilir. Bu noktada avukatın görevi, ihtilafa yasal yollarla çözüm üretmektir.

O yüzden, nasıl ki ekmeği evde yapmayıp, gidip fırından alıyorsanız, nasıl ki oturup çamaşır makinası yapmakla uğraşmıyorsanız, hukuki bir ihtilaf söz konusu olduğunda da, altından kalkamayacağınız kayıplar yaşamamak adına işi bir bilene yani bu iş için profesyonel eğitim almış olan “Avukatlara” bırakmalısınız.

Bazıları ise, işe önce kendileri soyunur, altından kalkamayacaklarını gördüklerinde avukat arayışına girerler. Zararın neresinden dönülürse kaldır derler ama,  davaya sonradan dahil olan avukatın, bazı şeyleri, usul kuralları gereği değiştirmesi mümkün olmaz. Bu nedenle işi, ortasında avukata devretmek, çoğu zaman çözüm olmaz.

Özetle, işi zamanında, erbabına bırakın…

14830cookie-checkİşi erbabına "Avukata" bırakın…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*