Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler

Suç sayılan eylemlerin bazı şartlar altında gerçekleştirilmesi halinde suç olarak kabul edilmemesi ve bazı hallerde de suç sayılmakla birlikte ceza indirimi yapılması ya da hiç ceza verilmemesi sonucunu doğuran nedenlerdir.

Bu sebepleri hukuka uygunluk nedenleri ve ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan diğer nedenler olarak ayırmak mümkündür.

HUKUKA UYGUNLUK HALLERİ:

1- Meşru Müdafaa.
2- Kanun Hükmünün Yerine Getirilmesi.
3- Hakkın Kullanılması.
4- Mağdurun Rızası.

Bu durumlarda işlenen fiiller suç değildir. Bu hallerde kişiye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz, dava açılmış ise BERAAT KARARI VERİLİR. Bu nedenler objektiftir. Kişiye bağlı nedenler değildir. Bu durumlarda bulunan bütün kimseler bu hükümler uyarınca değerlendirilir ve ceza verilmez.

1- MEŞRU MÜDAFAA

Bir kimsenin kendisine ya da bir başkasına ait bir hakka yönelik olarak gerçekleşen veya gerçekleşmesi kesin olan haksız bir saldırıyı o anda durum ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde ortadan kaldırmaya meşru müdafaa denir.
Meşru müdafaadan söz edebilmek için saldırı ve saldırıya karşı gösterilen savunmaya ilişkin bazı şartların
bulunması gerekmektedir.

Saldırıya İlişkin Şartlar:

1- Saldırı halen var olmalıdır:

Saldırı ya halen sürüyor olacak ya da gerçekleşmemiş olsa da gerçekleşmesine kesin gözle bakılıyorsa ya da bitmiş saldırı tekrarlanacak ise meşru müdafaa söz konusu olur.

Örneğin: A şahsının elinde bıçak ile B ye saldırması durumunda saldırı günceldir. Bu saldırı da meşru müdafaa söz konusudur.

Örneğin: X in evi Y tarafından silahla taranmıştır. X evine silah ile ateş edilirken karşı koyar ise meşru müdafaa söz konusu olur. Fakat X o anda değil de ertesi gün Y ye silahlı saldırı da bulunursa meşru müdafaa olmaz.

Bütünüyle sona ermiş bir saldırı için meşru müdafaa olmaz. Ancak saldırının tekrarlanacağına kesin gözle bakılıyor ise meşru müdafaa söz konusu olur.

Örneğin: X elindeki bıçağı ile Y ye saldırmış ve Y kaçmaktadır. Elinde bıçağı ile Y yi arayan X in eylemi halen devam etmekte olduğu gibi Y ye karşı yaralama fiili de tekrarlanacağı kesin olan bir fiildir ve meşru müdafaa söz konusudur.

2- Saldırı haksız olmalıdır:

Meşru Müdafaadan söz edebilmek için saldırının haksız olması gerekmektedir. Meşru müdafaa her türlü haksızlığa karşı değil yalnızca HAKSIZ SALDIRAYA karşı kabul edilmiştir.

SALDIRI KONUSU EYLEMİN SUÇ TEŞKİL ETMESİNE GEREK YOKTUR. HAKSIZ
EYLEM OLMASI YETERLİDİR.

Meşru müdafaadan yararlanan kimse kendi kusurlu hareketi ile saldırıya neden olmuş olabilir. Bu halde de meşru müdafaa söz konusudur.

Örneğin: F ye küfür eden ve onu sinirlendiren M; F nin kendisini öldürmek amacıyla ateş açması üzerine saldırıyı etkisiz kılmak için F yi yaralamıştır. Bu olayda M haksız saldırıya kendisi neden olmuştur.
Ancak bir kimsenin bir başkasına küfür etmesi o kimsenin ölmesini gerektirmeyeceği için F nin ateş açmas durumunda M nin meşru müdafaadan yararlanması mümkündür.
Ancak: M bu durumu bilerek kurgulamış ise yani meşru müdafaadan yararlanarak F yi öldürmek ya da yaralamak istemişse bu durumda artık meşru müdafaa uygulanamaz.
Örneğin: Kolluğun silah kullanma yetkisi olan bir durumda kaçmakta olan kişi kolluğun kendisine karşı silahlı saldırıda bulunduğundan bahisle meşru müdafaa hakkının bulunduğunu söyleyemez. Çünkü
kolluğun eylemi haksız değildir. Kolluğun silah kullanması ( kanuni sınırlar içinde ) bir hukuka uygunluk nedenidir.

3- Saldırı bir hakka yönelmiş olmalıdır:

Saldırının nefse veya ırza yönelmiş olmasına gerek yoktur. Bir kimsenin her hangi bir hakkına yönelik olabilir. 765 Sayılı Yürürlükten Kaldırılan Ceza Kanunu sadece nefse ve ırza yönelik saldırılarda meşru müdafaayı düzenlemişti. Oysa yeni ceza kanunu her hangi bir hakka yönelik saldırıya karşı meşru müdafaanın söz konusu olabileceğini düzenlemekle meşru müdafaayı genişletmiştir.
Bu hak, yaşam hakkı, beden dokunulmazlığı olabileceği gibi mülkiyet hakkı, konut dokunulmazlığı hakkı da olabilir.
Her türlü hakka karşı saldırı da meşru müdafaa söz konusu olur. Hakkın önemli bir hak olup olmamasına gerek yoktur.

Savunmaya İlişkin Şartlar

1- Savunmada zorunluluk olmalıdır: Saldırıdan başka surette kurtulma imkanı bulunmamalı.

2- Savunma ile saldırı arasında nedensellik bağı olmalıdır: Savunma saldırıya ve saldırıyı yapan kimseye karşı yapılmış olmalı.

3- Savunma ile Saldırı Arasında ORAN bulunmalıdır: Savunma saldırıyı def edecek, uzaklaştıracak ölçüde olmalıdır. Oran saldırıda bulunan kişinin elindeki silah ile orantılı bir silah ile savunma, korunan menfaatler arasında da söz konusu olur.
Saldırılan menfaat ile savunmada zarar verilen menfaat arasında mutlak bir eşitlik bulunması zorunlu değildir.
Örneğin: Cemil yaralamak kastı ile Mehmet e karşı bıçak ile saldırmış ve onu yaralamıştır. Mehmet i Cemil e karşı savunma da bulunur ise meşru müdafaa olur. Fakat Cemil in olaya karışmamış olan kızı Serpil e karşı savunma da bulunamaz ona zarar veremez. Zarar verirse meşru müdafaa olamaz.

Örneğin: Kısa boylu ve zayıf olan Recep e karış 2-00 boyunda ve elinde büyükçe bir döner bıçağı ile saldıran Yavuz arasında silahlar bakımından oran yoktur. Recep Yavuz un saldırısını daha etkili bir silah ile ( örneğin ateşli silah ) def edebilir. Bu halde araçlar arasında oran var kabul edilir.
Örneğin: Ali’nin 2008 model Mercedes Marka otomobili hasmı Zeki tarafından camları kırılırken görülmüş ise Ali saldırıyı def etmek için meşru müdafaadan yararlanabilir. Çünkü mülkiyet te bir haktır. Ancak burada konu bakımından bir oran bulunmalıdır. Yani Ali arabasına yönelik saldırıyı Zeki yi öldürerek def edemez. Çünkü mal için meşru müdafaada kural olarak insan öldürülmez.
Ancak kendisini yaralamak üzere elinde bıçakla saldıran birisine karşı başka şekilde karşı koyma imkanı kalmamış ise ve başka şekilde kurtulmak mümkün olmamış ise saldırıda bulunan kimseye karşı öldürmek suretiyle karşı koyulabilir.

ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA MEŞRU MÜDAFAA

Kanunda kendisine ya da bir başkasına ait bir hakka yönelik olarak gerçekleşen bir saldırıya karşı meşru müdafaa düzenlenmiştir. Yani bir başkasına karşı gerçekleşen bir saldırıya karşı savunma yapılabilir.
Örneğin: Ormanda piknik yaptığı sırada az ileride birinin bıçaklandığını gören K nın saldırganlara karşı
savunmada bulunması mümkündür. K mağduru kurtarmak için faillere karşı her türlü savunma vasıtasını
kullanabilir.

MEŞRU MÜDAFAA İÇİN SALDIRININ SADECE KİŞİYE KARŞI İŞLENMİŞ OLMASI GEREKMEZ. BAŞKA BİRİSİNE GERÇEKLEŞEN BİR SALDIRIYA KARŞI DA MEŞRU MÜDAFAADA BULUNULABİLİR.

MEŞRU MÜDAFAA HALİNDE EYLEM SUÇ TEŞKİL ETMEZ, EYLEM NEDENİYLE YARGILAMA YAPILMIŞ İSE BERAAT KARARI VERİLİR VE EĞER BİR ZARAR MEYDANA GELMİŞ İSE TAZMİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ YOKTUR.

2- KANUN HÜKMÜNÜN YERİNE GETİRİLMESİ

Yasa hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez ( T.C.K m. 24/1 )
Kanun hükmünün yerine getirilmesi halinin hukuka uygunluk nedeni olması için şu koşulların bulunması
gerekir:

  • Kanunun yetkili kıldığı kimsenin eylemde bulunması gerekir,
  • Kanunun öngördüğü şekilde davranılmış olmalıdır,
  • Kanunun öngördüğü sınır aşılmamalıdır.
    Örn: İcra iflas Kanununa göre hacze gidilen evde kimse yok ise ya da mal kaçırmak için evde bulunulmuyor ise bu halde icra müdürü kapıyı açtırabilir. Bu durumda kapının çilingir marifetiyle
    açtırılması halinde suç oluşmayacaktır.
  • 3- HAKKIN KULLANILMASI
    Türk Ceza Kanununa göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. Örneğin evinin bahçe duvarına Dikkat Köpek Var uyarısı bulunan ev sahibi M nin, geceleri konutuna gelebilecek tehlikelere karşı kendini koruması söz konusudur. Eve hırsızlık amacıyla gece gelen hırsızın köpek tarafından yaralanması durumundan ev sahibi M nin ceza i sorumluluğu yoktur. Çünkü hakkını kullanmıştır.
    Hakkın kullanılmasının hukuka uygunluk nedeni olması için kötüye kullanılmamış olması gerekir.
    Örn: Bahçesindeki kirazların çocuklar tarafından toplanmasına engel olmak isteyen bahçe sahibinin ağaca elektrik vermesi durumundan hak kötüye kullanılmış olur. Çünkü bu durumda hak amacını
    aşacak ölçüde başkalarına zarar verecek bir biçimde kullanılmıştır.
    Zilyet ( Bir malı elinde bulunduran kimse ) malını her türlü gasp ve saldırıya karşı kuvvet kullanabilir ( M.K. m. 981-1 ).

    Tıbbi müdahaleler de de bir mesleğin icrası hukuka uygunluk nedenidir. Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası şarttır. Ancak hasta rıza beyan edebilecek durumda değil ise sağlığını düzeltmek için ( yüksek bir menfaat ) rıza aranmadan müdahale edilebilir. Yine üstün kamu menfaati için yapılan eylemlerde de rıza aranmaz. Bu eylemler hukuka uygun sayılırlar.
  • 4- İLGİLİNİN RIZASI
    Mağdurun rızasının hukuka uygun olarak kabul edilmesi için öncelikle RIZA GÖSTERMEYE EHİL OLMASI GEREKİR. Yani 15 yaşını tamamlamış olması ve ayırt etme gücüne sahip olması gerekir.
    Rıza kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin ise hukuka uygunluk nedenidir. Eğer böyle bir hak söz konusu değil ise rıza hukuka uygunluk nedeni değildir.
    Rıza sözlü, yazılı olarak açıkça verilebileceği gibi ZIMNEN ( Susmak suretiyle ) de verilebilir. Örneğin, bir başkasının kendisine ait olan kalemi aldığını gören fakat ses çıkarmayan kimsenin durumu zımnen rıza göstermektir.
    Örn: Kişi kendisinin öldürülmesine veya yaralanmasına rıza göstermesi söz konusu değildir.
    Çünkü bu haklar üzerinde mutlak tasarruf yetkisi yoktur. Ancak kişi malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etmek hakkına sahiptir. Bir kimse malının alınmasına rıza gösterirse hırsızlık suç oluşmaz.
    Rızanın hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için EYLEMDEN ÖNCE veya ENGEÇ EYLEM SIRASINDA VERİLMİŞ OLMASI GEREKİR. Eylemden sonra verilen rıza hukuka uyguluk nedeni değildir. Eylemden sonraki rıza şikayetten vazgeçme hükmündedir.
    Örn: Bir kimse bir eşyasının bir başkası tarafından alınmasına o kişi eşyayı almadan önce veya en geç aldığı anda rıza göstermelidir. Eğer eşya alınmış ise artık hırsızlık suçu oluşmuştur. Bundan sonra gösterilen rıza hukuka uygunluk nedeni değildir. Bu tür bir rıza şikayetçi olmamak şeklinde tezahür edecektir.
    HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİNDE SINIRIN AŞILMASI
    Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılmasında üç durum söz konusudur:
  • Kasten aşılması: Sınır kasten aşılmış ise suç oluşur. Örneğin saldırgan saldırıyı bitirmiş ve arkasını dönüp gider iken ona karşı öldürme fiili gerçekleştirilirse kasten öldürme suçu oluşur.
  • Taksirle Aşılması: Eğer sınır dikkatsizlik ve özensizlik sebebiyle aşılmış ise eylem taksirli olduğunda cezalandırılıyorsa taksirli halden ceza verilir. Örn: Kendisine saldıran saldırgan a karşı savunmada bulunurken onun aşarı şekilde yaralanmasına neden olan kimse sınırı taksirle aşmış ise taksirle yaralama suçundan sorumlu olur.
  • Korku Heyecan ve Panik İle sınırın aşılması: SADECE MEŞRU MÜDAFAA HALİNDE olayın olduğu sırada, heyecan ve panik ile sınırın aşılması durumunda failin SORUMLULUGU YOKTUR. Örn: gece vakti kendisine saldıran kişilere karşı güç kullanırken heyecan ve korku nedeniyle aşırı güç kullanan kimse saldırganlar ölmüş olsa bile sorumlu olmaz.
  • CEZA SORUMLULUĞUNU KALDIRAN VEYA AZALTAN NEDENLER

  • Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler şunlardır:
    1- Zorunluluk hali ( ıztırar )
    2- Haksız Tahrik
    3- Bağlayıcı Emrin Yerine Getirilmesi,
    4- Cebir, Şiddet, Korkutma ve Tehdit
    5- Hata
    6- Yaş Küçüklüğü
    7- Sağır ve Dilsizlik
    8- Akıl Hastalığı
    9- Geçici Nedenler, Alkol ve Uyuşturucu Etkisinde Olma.
  • 1- ZORUNLULUK HALİ ( IZTIRAR )
    Gerek kendisine ve gerekse bir başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı v başka surette korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak
    koşulu ile işlenen fiilden dolayı kişiye ceza verilmez.
    Bu hallerde eylem SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR VE bu eylem nedeniyle BERAAT KARARI
    DEĞİL, CEZA VERİLMEYE YER OLMADIĞINA (ZORUNLULUK HALİNDE FAİLE CEZA
    VERİLMEZ.) karar verilir. Yine bu eylem nedeniyle ortaya çıkan zararların TAZMİNİ GEREKİR.
    Zorunluluk Halinden Söz edebilmek için aşağıdaki şartların bulunması gerekmektedir:
    Tehlikeye İlişkin Şartlar:
  • Kişinin KENDİSİNE ya da BİR BAŞKASININ BİR HAKKINA yönelik bir tehlike olacak,
  • Bu tehlike AĞIR VE MUHAKKAK olacak,
  • Tehlikeye bilerek neden olunmamış olacak,
  • Tehlikeye karşı koyma yükümlülüğü bulunmayacak ( örn: Yangın söz konusu ise itfaiye erinin
    yangına karşı koyma yükümlülüğü vardır. İtfaiye eri haklı bir durum söz konusu olmadıkça
    yangından kaçamaz. Eğer itfaiye eri yangından kaçarken bir kimseyi ezerse ve yaralanmasına
    neden olur ise, bu halde zorunluluk halinden faydalanamaz. Çünkü tehlikeye karşı koyma
    yükümlülüğü var.)
    Korunmaya İlişkin Şartlar
  • Başka surette korunma imkanı olmayacak,
  • Tehlikenin ağırlığı ile yapılan eylem arasında ORAN bulunacak.
    Örn: Karlı ve soğuk bir havada dağda mahsur kalan bir dağcı soğuktan donmamak için bir dağ evinin
    kapısını kırsa ve içine girse, içeride ısınsa ve nihayet dolaptaki yiyecekleri yese bu eylemi nedeniyle
    cezalandırılamaz. Ancak bu durumda eylem suç vasfını korumaktadır. Yine dağcının verdiği zararları
    tazmin yükümlülüğü vardır. ( MEŞRU MÜDAFAA DA EYLEM SUÇ DEĞİL VE ZARARLARI
    TAZMİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ de YOKTUR )
    MEŞRU MÜDAFAA DA BİR HAKKA SALDIRI SÖZ KONUSU İKEN ZORUNLULUK
    HALİNDE BİR HAKKA YÖNELİK TEHLİKE SÖZ KONUSUDUR.
    Örn: Evinde çıkan yangından kaçarken yerde yatan çocuğunu ezerek ölümüne neden olan kimsenin
    durumu ZORUNLULUK HALİDİR. Yine yokuş aşağı giderken arabasının freni boşalan kimsenin
    insanlara çarpmamak için yol kenarındaki arabaya çarpması da zorunluluk haline örnek teşkil eder.
    ÜÇÜNCÜ KİŞİNİNİ İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMDAN KURTARILMASI İÇİN ÜÇÜNCÜ KİŞİ
    YARARINA ZORUNLULUK HALİ SÖZ KONUSU OLABİLİR.
    Örn: Komşusunun evini su bastığını gören bir kimsenin bir başka komşusunun camını kırarak içeri
    girmesi halinde de zorunluluk durumu söz konusu olur.

    2- HAKSIZ TAHRİK
    Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen
    kimsenin cezasında indirim uygulanmasına imkan sağlayan durum haksız tahriktir. Bu durumda fail
    suçu işlerken içinde bulunduğu ruh hali ve psikolojik durum itibariyle haddet ve elemin etkisi altında suç
    işlemektedir.
    Haksız tahrik ceza sorumluluğunu KALDIRMAZ, AZALTIR. Faile ceza verilir fakat
    İNDİRİM YAPILIR ( Tahrikin niteliğine ve olayın özelliğine göre 1/3- ¾ Arasında indirim )
    Hiddet ve elem HAKSIZ BİR FİİLDEN KAYNAKLANMAKTADIR. Haksız fiilin suç
    olmasına gerek yoktur. Haksız olması yeterlidir.
    Örn: Bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen ( cinsel saldırıya maruz kalmış mağdura
    yönelik- töre cinayeti ) fiiller dolayısıyla haksız tahrik indirimi uygulanamaz.
    Haksız tahrikin uygulanabilmesi için, suçun haksızlığı yapan kimseye karşı işlenmesi
    gerekmektedir. Örn: Kendisi hakkında dedikodu çıkaran bir kimsenin oğluna karşı suç işlenmiş ise haksız
    tahrik söz konusu olmaz. Çünkü suç haksızlığı yapan kimseye karşı işlenmemiştir.
    Örn: Bir kimsenin kendisine hakaret eden kimseyi darp etmesi halinde haksız tahrik söz
    konusudur. Çünkü hakaret haksız bir fiildir.
    Haksız fiilin bizzat suç işleyen kimseye yönelik olmasına gerek yoktur. Örn: küçük bir çocuğun
    birkaç yetişkin tarafından dövüldüğünü gören bir kimse bu durumun etkisi altında çocuğu döven kimselere
    karış suç işler ise bu durumda haksız tahrik söz konusu olur.
    Suç haksız eyleme tepki olarak işlenmiş olmalı ve haksız eylem ile tepki olarak işlenen suç arasında
    çok uzun süre geçmemiş olmalıdır.
    Örn: Kendisine hakaret eden bir kimseyi 2 yıl sonra öldüren bir kimsenin haksız tahrik altında suç
    işlediğini söylemek mümkün değildir.
    HAKSIZ FİİL İLE İŞLENEN SUÇ ARASINDA ORAN ARANMAZ. ÇÜNKÜ HAKSIZ
    TAHRİK BİR CEZASIZLIK NEDENİ DEĞİL SADECE İNDİRİM NEDENİDİR.
    3- BAĞLAYICI EMRİN YERİNE GETİRİLMESİ
    Yetkili bir merciden verilip,yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan kimse
    bu hareketinden dolayı sorumlu olmaz. ( T.C.K m. 24-2 )
    Emir bir TÜRK merciinden verilmelidir, emri veren emir vermeye yetkili olmalıdır, emrin
    yerine getirilmesi zorunlu olmalıdır ( bağlayıcı emir olmalıdır ), emir kanuna uygun olmalıdır.
    Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. ( T.C.K m. 24-3 )
    ANAYASA Madde 137 – Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse,
    üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez
    ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir
    yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.
    Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan
    kurtulamaz.

    Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla
    gösterilen istisnalar saklıdır.
    Kolluk görevlileri için tek özel durum: Kolluk görevlilerinin kendilerine verilen emirlerin hukuka
    uygunluğunu tartışamamasıdır. Emir hukuka aykırı olsa dahi kolluk görevlisi emri yerine getirmek
    zorundadır. Ancak konusu suç teşkil eden emir KOLLUK GÖREVLİSİ TARAFINDAN DAHİ
    YERİNE GETİRİLEMEZ. Getirilirse emri veren de suçu işleyen de sorumludur.
    4- CEBİR ŞİDDET KORKUTMA VE TEHDİT
    T.C.K m. 28 e göre: Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir şiddet veya muhakkak
    ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir,
    şiddet veya tehdidi kullanan kimse fail sayılır.
    Örn: itfaiye görevlisinin bir odaya kapatılarak yangın söndürmesinin engellenmesi ya da yardıma
    gelen kimselerin yardım etmesine izin verilmemesi.
    Örn: A, suç işlemesi amacıyla B yi aç bırakmıştır. Olayda korkutma ( açlıktan ölmek korkusu )
    söz konusudur. Yine A kendisine, kaçak inşaat ruhsatı vermezse B yi öldüreceğini söylemiş ise bu durumda
    tehdit vardır. Bu haller altında suç işleyen kimseye CEZA VERİLMEZ.
    Cebir, maddi zorlama- TEHDİT ise Manevi zorlama demektir.
    Cebir, Tehdit ve Korkutma Hallerinin Kusurluluğu kaldırması için şu şartların bulunması
    gerekmektedir:
  • Korkutma, cebir, tehdit ile işlenen suç arasında ORAN olmalıdır.
  • Korkutma, cebir ve tehdidin ağır ve kesin olması gerekir.
  • Tehditte bulunanın isteklerine uyulmaksızın bundan kurtulma olanağının bulunmaması gerekir.
  • Tehdit in ortaya çıkmasına bilerek sebep olunmamış olmalıdır.
    5- HATA
    Fiilin icrası sırasında suçun unsurlarında hataya düşen kimse cezalandırılmaz. HATANIN
    KUSURLULUĞU KALDIRMASI İÇİN ESASLI BİR HATA OLMASI GEREKİR. Yani failin
    hatası olmasaydı suç gerçekleşmeyecekti diyebiliyor isek hata esaslıdır.
    Örn: Kendisinin zannedip bir başkasının bisikletini alıp giden kimse bisikletin başkasına ait
    olduğunu bilseydi bisikleti yerinden almayacaktı. Bu durumda hata esaslıdır ve fail bu yanılması esaslı
    olduğu için ceza verilmez.
    Suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren halleri konusunda hataya düşen kişi bu
    hatasından yararlanır.
    Örn. Annesini öldürmek isterken, gece vakti annesi sanarak başkasını öldüren kimse hatasından
    faydalanır. ( Anneyi öldürmek ağırlaştırıcı sebep iken fail hata ile normal birini öldürdüğü için annesini
    öldürmekten ceza almaz. ) Örn: Annesini öldürmek isterken hata ile babasını öldürmüş ise gerçekte
    öldürmek istediği kişi babası olmadığı için hatasından faydalanır ve babasını öldürmüş gibi değil de normal
    bir kimseyi öldürmüş gibi ceza alır.
    Hukuka uygunluk nedeni var zannederek suç işleyen kişi ( hukuka uygunluk nedeninde hata
    eden ) bu hatasından faydalanır ve hukuka uyguluk nedeni varmış gibi değerlendirilir ve ceza
    verilmez.

    Örn: Gece vakti elinde sopa ile ıssız bir yerde kendisine doğru koşan dört beş kişiyi gören kişinin
    silahını çıkararak kendisine saldırdığını düşündüğünü kişileri yaralaması durumunda gerçekte elinde sopa
    ile koşan kimselerin kaçan hayvanlarını kovaladığı sonradan ortaya çıksa bu durumda gerçekte meşru
    müdafaa yok iken bu konuda yanılan, hata eden fail bu durumdan yararlanır ve ceza almaz.
    İşlediği fiilin haksızlığı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişiye ceza verilmez. Örn. Bir
    Avrupalı Antalya da yarı çıplak dolaşsa müstehcenlik suçundan dolayı ceza verilmez. Çünkü yarı çıplak
    dolaşmanın haksızlık olduğu konusunda yanılgısı vardır.Bu konudaki hatanın KAÇINILMAZ OLMASI
    GEREKMEKTEDİR.
    Örn. Bir Alman Antalya da uyuşturucu içerken yakalansa suç olduğunu bilmiyordum diyemez.
    Çünkü kendi ülkesinde de aynı eylem suç teşkil ediyor. KANUNU BİLMEMEK MAZERET
    SAYILMAZ. ( T.C.K m. 4 )
    6- YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ
    Ceza kanunun bakımından 12 yaşını doldurmamış kimselerin ceza sorumluluğu yoktur. Bu yaştaki
    kimseler suç işleseler dahi cezalandırılamaz. ANCAK BU ÇOCUKLAR HAKKINDA GÜVENLİK
    TEDBİRİ UYGULANABİLİR. ( Aile yanına yerleştirme, eğitim kurumu, tedavi vs. ) Ceza kanununa göre
    18 yaşını tamamlamamış kimseler ÇOCUKTUR.
    Ceza Kanunu Bakımından Çocuklar üç gruba ayrılır:
  • 0-12 yaş; hiçbir ceza sorumluluğu yoktur.
  • 12-15 yaş; yaptıkları hareketin sonucunu kavrayabiliyor ve kendilerini yönlendirme yetenekleri
    var ise sorumludurlar. Bu yetenekler yok ise ceza sorumlulukları yoktur. Eğer bu yetenekler var
    ise cezalandırılırlar ve cezaları indirilir.
  • 15-18 yaş; ayırt etme güçleri bulunduğu için ceza sorumlulukları tamdır. Sadece çocuk olmaları
    sebebiyle cezaları biraz indirilerek verilir.
    7- SAĞIR VE DİLSİZLİK
    Sağır ve dilsiz kimselerin algılama yetenekleri yaşıtlarına göre daha geç geliştiğinden sağır ve
    dilsizler hakkında indirim öngörülmüştür. Bu durumda olan kimseler hakkında:
  • 15 yaşını doldurmamış sağır dilsizlerin cezai sorumluluğu yoktur ( 12 yaşını doldurmamış
    çocuklar gibi )
  • 15-18 Yaş arasındaki sağır dilsizler hakkında 12-15 yaş arasındaki çocuklar ilişkin hükümler ve
    indirimler uygulanır.
  • 18-21 Yaş arasındaki sağır dilsizler hakkında 15-18 yaş arasındaki çocuklara ilişkin hükümler ve
    indirimler uygulanır.
    21 yaşını tamamlamış SAĞIR VE DİLSİZLER HAKKINDA İNDİRİM YOKTUR. BUNLARIN
    CEZAİ SORUMLULUKLARI TAMDIR.
    8- AKIL HASTALIĞI
    Akıl hastalığının tam ve kısmi akıl hastalığı olarak ayırmak gerekmektedir. Tam Akıl Hastaları: Hiçbir
    cezai sorumlulukları yoktur. Ceza verilmez, GÜVENİLK TEDBİRİ UYGULANIR ( Sağlık Kurumuna
    Tedavi Amacıyla yerleştirilir ve iyileşmedikçe – toplum için tehlike oluşturmayacak hale geldiği sağlık
    kurulu raporu ile tespit edilmedikçe- tedavi kurumundan çıkamazlar. )

    Kısmi Akıl Hastaları: Sadece hastalıkları ile ilgili durumlarda cezai sorumlulukları yoktur. Örn.
    Kleptomania hastası kimse hırsızlıktan dolayı sorumlu olamaz. Çünkü bu kimselerin sürekli bir şeyleri alıp
    götürürler. Ancak bir Kleptomania hastası bir insanı öldürürse ceza sorumluluğu vardır.
    9- GEÇİCİ NEDENLER, ALKOL VE UYUŞTURUCU ETKİSİNDE OLMA
    T.C.K m. 34 e göre: “ Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde
    etkisiyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak
    davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. “
    Örn: Zorla alkol ya da uyuşturucu verilerek irade yeteneği zayıflamış kişinin suç işlemesi halinde
    bu kimseye ceza verilmez.
    İRADİ OLARAK ALKOL YA DA UYUŞTURUCU ALINMIŞ VE BU ETKİ İLE SUÇ
    İŞLENMİŞ İSE BU DURUMDA FAİLİN CEZAİ SORUMLULUĞU TAMDIR. CEZADAN HİÇ
    BİR İNDİRİM YAPILMAZ. Örn: Alkol alıp trafiğe çıkan ve alkollü olarak kaza yapan kimse kusuru
    oranında sorumludur. Ancak zorla uyuşturucu ya da alkol verilerek araca bindirilip kaza yapan kimse ise
    sorumlu değildir.
    CEZA SORUMULULUĞUNU KALDIRAN YA DA AZALTAN NEDENLERDE SINIRIN
    AŞILMASI

    Ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan nedenlerde sınırın aşılması halinde iki durum söz
    konusudur:
    1- Sınırın Kasten Aşılması: Sınır kasten aşılmış ise işlenen fiilden dolayı sorumluluk vardır.
    Örn: Zorunluluk halinde dağda mahsur kalan kişi dağ evine sığınmış ve sonrada evi kullanılmaz
    hale getirmiş ise mala zarar verme suçundan sorumludur.
    2- Sınırın Taksirle Aşılması: Sınır taksirle aşılmış ise eylem ceza kanununda taksirli iken de
    cezalandırılıyorsa ceza verilir.
    Örn: Zorunluluk halinde dağda mahsur kalan dağcı dağ evinde ısınırken yangın çıkmasına neden olsa ve
    ev yansa bu durumda mala zarar verme suçu oluşur mu? Oluşmaz çünkü mala zarar verme suçu taksirle
    işlenemez. Yokuş aşağı giderken freni patlayan aracının aşağıdaki Pazar yerine girmemesi için yolu
    kenarına çıkan ve duvara çarpan bu arada da duvarın yanında duran bir kişinin ölümüne neden olan kimse
    zorunluluk halinde sınırı aşmıştır. Bu halde sınırı aşmasında taksir söz konusudur. Neticede ölüm meydana
    geldiği için taksirle öldürme de suç olarak düzenlenmiştir. Failin sorumluluğu taksirle bir insanın
    öldürülmesidir.
    KORKU HEYECAN VE PANİK HALİ SADECE MEŞRU MÜDAFAA İÇİN SÖZ KONUSUDUR. CEZA SORUMLULUĞUNU KALDIRAN YA DA AZALTAN DİĞER NEDENLERDE UYGULANMAZ.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*